Namaz Kılanın Üzerine Necâset Bulaşırsa (120. Hadis-i Şerif Dersi)

 Namaz Kılanın Üzerine Necâset Bulaşırsa

Abdullah bin Mesʻûd (r.a) şöyle anlatır:

“Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) bir defâsında Beyt-i Muazzam’ın yanında namaz kılıyordu. Ebû Cehil ile bâzı arkadaşları da oturuyorlardı. Derken biri, diğerlerine:

«‒Falancalarda (yeni boğazlanan) devenin döl eşini hanginiz (muhteviyâtiyle berâber) getirip secdeye vardığında Muhammed’in sırtına kor?» dedi. Oradakilerin en şakîsi seğirdip getirdi. Bekledi, Nebiyy-i Muhterem (s.a.v) secdeye varınca iki omuzu arasına mübârek sırtının üzerine koydu. Ben ise hiçbir şey yapamıyor, sadece bakıyordum. (Ah, ne olurdu o zaman) elimde kuvvet olaydı. Herifler gülmeye ve (eğlenmek için bu işi) birbirine isnâd etmeye başladılar. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) ise secdeden başını kaldırmıyordu. Nihâyet Fâtıma (r.a) gelip onu sırtından attı. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) başını kaldırdı. (Namazı tamamladıktan) sonra üç kere:

«‒İlâhî, Kureyşi sana havâle ederim!» diye duâ buyurdu. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in aleyhlerinde böyle duâ buyurması onlara pek girân geldi. Zîrâ o makamda duânın müstecâb olduğuna inanıyorlardı. Ondan sonra Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) birer birer isim sayarak:

«‒İlâhî, Ebû Cehl’i sana havâle ederim, Utbe bin Rebîa’yı, Şeybe bin Rebîa’yı, Velîd bin Utbe’yi, Ümeyye bin Halef’i, Ukbe bin Ebî Muayt’ı sana havâle ederim!» buyurdu.”

Yedinciyi de saydıysa da ismini râvî unutmuştur. İbn-i Mesʻûd (r.a) şöyle buyurur:

“Nefsim, kabza-i kudretinde olan Allâh’a kasem ederim ki Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in bu saydıklar(ının ekser)ını Kalîb’de yâni Bedir çukurunda serilmiş gördüm.” (Buhârî, Vudû’, 69)

Şerh:

Kâfirler bile Mekke-i Mükerreme’nin hürmetini, fazîletini ve orada yapılan duâların müstecâb olduğunu kabul etmişlerdir. Müslümanlar nazarında ise Mekke-i Mükerreme ve orada yapılan ibadetler daha fazla tâzime lâyıktır. Onlar dâimâ “Allah’ım! Beyt-i Muazzamının izzet ve şerefini daha da artır!” diye duâ ederler.

Kâfirler, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in sıdkını, doğru söylediğini bildikleri hâlde hased, inat ve nefsâniyetleri sebebiyle Hakk’a teslim olamıyorlar.

Oradakilerin, belki de bütün insanların en şakisi olan habîs, Ukbe bin Ebî Muayt idi. Kızı Ümmü Gülsüm ise Peygamber Efendimiz’e ilk hicret eden ve haklarında Mümtehıne Sûresi 10. âyet nâzil olan kadınlardandır.

Abdullah bin Mesʻûd (r.a): “O güne kadar Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in onlar aleyhine bedduâ ettiğini hiç görmemiştim.” diyor. Demek ki Rabbine ibadeti esnâsında Efendimiz’le alay etmeleri üzerine bu bedduaya müstahak olmuşlar. Yoksa eziyet edenlere karşı Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in hilim, af ve musâmahası, kimseye gizli kalmayan ve herkesin kabul ettiği bir hakikattir.

İmâm Buhârî (r.a), bu rivâyetten hareketle, namaza durduktan sonra bulaşan necâsetin veya çıkan kanın namazı bozmayacağı görüşüne varmıştır. Hanefîlere göre ise necâset dirhem miktarından fazla olursa[1] bu durumda pislik bulaşan elbiseyi çıkarmak mümkünse çıkarmalı, değilse namazdan çıkıp necâseti giderdikten sonra namazı tekrar kılmalıdır. Onlar bu rivâyeti farklı yorumlamış, diğer delilleri daha kuvvetli görmüşlerdir.


[1] Günümüzde (28 Mayıs 2014) kullanılan 1 Türk Lirası’nın hacminden fazla bir yer işgâl ederse.