Vahyin Tekrar Başlaması / Efendimiz (s.a.v) Vahyi Nasıl Alırdı? (4. Hadis-i Şerif Dersi)

Vahyin Tekrar Başlaması

Câbir bin Abdullah el-Ensârî (r.a) vahyin ilk gelişi ve fetrete girmesiyle alakalı bir evvelki hadisi naklettikten sonra şu ilâvede bulunmuştur:

“Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) fetret-i vahiyden bahsederken söz arasında buyurdular ki:

«Ben bir gün yürürken birdenbire gökyüzü tarafından bir ses işitttim. Başımı kaldırdım. Bir de baktım ki Hırâ’da bana gelen Melek (yâni Cibrîl aleyhi’s-selâm) semâ ile arz arasında bir kürsî üzerinde oturmuş. Pek ziyâde korktum. (Evime) dönüp: “Beni örtün, beni örtün!” dedim. Bunun üzerine Allâh Teâlâ Hazretleri’nin

“Ey örtüye bürünen Rasûlüm, kalk da sana îmân etmeyenleri inzâr et! Rabbinin azamet ve kibriyâsından bahset! Elbiseni pâk ve mutahhar tut! Putlara ibadet necâsetini terk etmende dâim ol!”[1] âyetlerini inzâl buyurdu. Artık vahiy kızıştı da ardı arası kesilmedi».” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 3)

Şerh:

Fetreti müteakip ilk nâzil olan âyetler, Müddessir sûresinin ilk âyetleridir.

  

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Vahyi Nasıl Alırdı?

İbn-i Abbâs (r.a);

“Ey Habîb-i Muhteremim, Sana nâzil olan Kur’ân âyetlerini nazmı ile unutmayayım diye acele edip Cibrîl tilâvetini tamamlamadan hemen lisânını ve dudaklarını kımıldatmaya başlama!”[2] âyet-i kerimesi hakkında şöyle buyurmuştur:

“Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) nâzil olan âyet-i kerimeleri derhal ezberlemek için kendisini meşakkate sokar ve bundan dolayı çok kereler mübârek dudaklarını kımıldatırlardı.”

Bunu söylerken İbn-i Abbâs (r.a):

“‒İşte bak Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) dudaklarını nasıl kımıldattıysa ben de sana öylece kımıldatıyorum.” buyurdu.

“Bunun üzerine Allâh Teâlâ Hazretleri O’na:

«Ey Habîb-i Muhteremim, Sana nâzil olan Kur’ân âyetlerini nazmı ile unutmayayım diye acele edip Cibrîl daha tilâvetini tamamlamadan hemen lisânını ve dudaklarını kımıldatmaya başlama! Kur’ân’ı sadrında cem etmek (toplamak) ve Sana tilâvet ettirmek Biz’e âittir. Cibrîl’in lisanıyla Kur’ân’ı Sana okuduğumuzda Sen yalnız dinle! Ondan sonra onu anlatıp belletmek yine Biz’e âittir.»[3] âyet-i kerimelerini inzâl eyledi.

«Kur’ân’ı sadrında cem etmek (toplamak) ve Sana tilâvet ettirmek Biz’e âittir.» Yani Kur’ân’ı Sen’in sadrında toplamamız, ezberletmemiz ve sonra da Sen’in onu okuyabilmen Biz’e âittir.

«Cibrîl’in lisanıyla Kur’ân’ı Sana okuduğumuzda Sen yalnız dinle!» Yani Kur’ân’ı Cibrîl’in diliyle Sana okuduğumuzda onu dinle ve sükût ederek ona kulak ver!

«Ondan sonra onu anlatıp belletmek yine bize âittir.» Yâni ondan sonra da onu düzgünce okumanı Biz tekeffül ederiz.

İşte bundan sonra Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’e ne zaman Cibrîl (a.s) gelirse sükût buyurup onu dinlerlerdi. Cibrîl (a.s) gidince getirmiş olduğu âyet-i kerimeleri o nasıl tilâvet etmişse Nebiyy-i Muhterem (s.a.v) de öylece tilâvet ederlerdi. (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 4)

Şerh:

İbn-i Abbâs (r.a) Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in mübarek dudaklarını nasıl hareket ettirdiğini hikâye (taklîd) ettiği gibi kendisinden rivayet edenler de rivâyet esnâsında müteselsilen hep öyle hikâye ile dudaklarını hareket ettirmişlerdir. Bu şekilde rivâyet edilen hadîs-i şerîfe “Hadîs-i Müselsel” denir. Musâfaha hadisi de bu tarzda müteselsilen rivâyet edilmiştir.

Allah Rasûlü (s.a.v) vazifesine verdiği ehemmiyet ve gösterdiği hassâsiyet sebebiyle telâşa kapılmıştı. Gelen vahyin bir harfini bile kaçırmayayım düşüncesiyle hemen onları ezberlemek için tekrarlıyordu. Cenâb-ı Hak ise bu hususta endişelenmemesini söyleyerek vahyi tam olarak kendisine ezberleteceğini müjdelemiştir.

Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’i Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e vahyedip ezberletmiş ve gerektiğinde mânâlarını da beyân etmiş, yani tefsirini de öğretmiştir. Böylece Efendimiz (s.a.v)’in bize emânet olarak bıraktığı Kitâbullâh ve Sünnet-i Seniyye yeryüzünü şereflendirmiştir.

Rivâyetten anlaşıldığına göre Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyenler ancak Allah Teâlâ’nın yardımı ve lütfuyla ezberleyebilirler.



[1] el-Müddessir, 1-5.

[2] el-Kıyâme, 16.

[3] el-Kıyâme, 16-19.