5. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i Sevmek Îmândandır
Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:
“Nefsim yed-i kudretinde olan Allâhu Zü’l-Celâl’e yemin ederim ki hiç biriniz ben ona babasından ve evlâdından daha sevgili olmadıkca îmân etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 8)
*
Enes (r.a) şöyle buyurur:
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:
“Hiç biriniz ben ona babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkca îmân etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 8)
Şerh:
Allah ve Rasûlü’nü her şeyden daha çok sevmek şarttır. Efendimiz (s.a.v)’i sevmeyen, gerçek iman etmiş olmaz.
Âyet-i kerimede şöyle buyrulur:
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Rasûlü’nden ve Allah yolunda cihâd etmekten daha sevimli ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin! Allah fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.” (et-Tevbe, 24)
Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden anlaşıldığına göre Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e muhabbet, îmânın tâ kendisidir. Zîrâ O olmasaydı îmân nedir bilemezdik.
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in muhabbetini cibillî mertebesine çıkaramayan yani esas karakter ve tabiat hâline getiremeyen bir mü’min, hiç değilse Allah Rasûlü’nün rızâsını diğer mahlûkâtın rızasına ve kendi hevâsına tercih ve takdim ederek Efendimiz’e olan muhabbetini tabiî ve fıtrî muhabbet derecesine yaklaştırmaya çalışmalıdır.
Peygamber Efendimiz’e olan muhabbetin, îmânın temellerinden biri olan O’na tâzim ve yüceltmeden ibaret kalması kâfi değildir. Kalbin tam mânâsıyla ona meyletmesi lâzım gelir. Kalp tam mânâsıyla meylederek kâmil bir şekilde Allah Rasûlü’nü sevmezse îmân etmiş olmaz.[1]
Abdullah bin Hişâm (r.a) şöyle bir hâdise nakleder:
Bir defasında Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte idik. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, orada bulunanlardan Hz. Ömer’in elini avucunun içine almış oturuyordu. O esnâda Ömer (r.a):
“–Yâ Rasûlallah! Sen bana canımın dışında her şeyden daha sevgilisin!” diyerek Hz. Peygamber’e olan muhabbetini ifâde etti.
Onun bu sözüne karşılık Peygamber Efendimiz (s.a.v):
“–Hayır, canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki ben sana canından da sevgili oluncaya kadar hakîkî mânâda îman etmiş sayılmazsın!” buyurdular.
Hz. Ömer (r.a) hemen:
“–O hâlde vallahi şimdi Sen bana canımdan da çok sevgilisin yâ Rasûlallah!” dedi.
Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v):
“–İşte şimdi oldu ey Ömer!” buyurdular. (Buhârî, Eymân, 3)
Îmânın Tadını Almak
Enes bin Mâlik (r.a)’den rivayet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:
“Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o halâvet-i îmânı tatmış yani îmânın tadını almış olur:
1. Allâh ve Rasûlü’nün ona bunların dışındaki herşeyden daha sevimli olması;
2. Sevdiği kişiyi yalnız Allâh için sevmesi;
3. Tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak kadar çirkin ve kerih görmesi.” (Buhârî, Îmân, 9)
Şerh:
Önceki bâbda Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in mü’mine bütün mahlûkâttan daha sevimli olması gerektiği anlatılmıştı. Bu bâbda ise o muhabbetin kişiye îmânın tadını hissettireceği haber veriliyor. Yani Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i seven kişi îmânın tadını alır…
Mü’minin vazîfesi; Allah ve Rasûlü’nü her şeyden çok sevmek, sevdiğini Allah için sevmek ve küfrü ateş gibi görmek… Bunlar, kişiye îmânın halâvetini, güzel tadını iliklerine kadar hissettirir.
Sevgiler ve muhabbetler, Allah ve Rasûlü’nün muhabbeti etrâfında hâlelenmelidir. Bütün muhabbetler Allah ve Rasûlü’ne tahsis edilmeli ve diğer varlıkların muhabbeti de Allah ve Rasûlü’ne olan yakınlıkları nisbetinde olmalıdır.
Hayatın esası ve mihveri “Allah için” olmalı, her iş Allah’ın rızasına göre yapılmalıdır.
Diğer taraftan mü’min, îmân cevherini muhâfaza etmek için bütün gayretini sarfetmelidir. Îmân sınırlarının hâricini ateş deryası gibi görmelidir. Gerçekten, îmân dairesinin hârici hep ateştir. Bunu bilip ona göre hareket etmelidir.