Kapalı Alanda Tuvalet Yapmak (85. Hadis-i Şerif Dersi)

Kapalı Alanda Tuvalet Yapmak

Hz. Âişe (r.a) şöyle buyurmuştur:

“Nebiyy-i Mükerrem (s.a.v) Efendimiz’in zevcât-ı tâhirâtı, kazâ-yı hâcet için Menâsıʻ denilen yere çıktıklarında geceleyin çıkarlardı. Burası (Bakîʻ tarafında) geniş ve açık bir arazi idi.

Hz. Ömer (r.a) Nebiyy-i Muhterem (s.a.v)’e:

«‒Kadınlarınızı evden dışarı çıkmaktan menʻ buyursanız!» diyordu da Rasûlullah (s.a.v) (bu hususta vahiy bekliyor), onun dediğini yapmıyordu. (Nihâyet) Ümmehât-ı Mü’minîn’den Sevde bint-i Zemʻa (r.a) bir gece Yatsı namazı vaktinde çıktı. (Sevde r.a) uzun boylu bir kişi idi. Ömer (r.a):

«‒Ey Sevde, bilmiş ol ki seni tanıdık!» diye seslendi. Bunu, hicâb emrinin nâzil olması husûsundaki şiddetli arzusu sebebiyle yapmıştı. Gerçekten de bundan sonra Allâh Teâlâ hicâb âyetini inzâl buyurdu.” (Buhârî, Vudû, 13)

 

Şerh:

Menâsıʻ, Bakîʻ Kabristanı tarafında geniş ve açık bir arazidir. Vâlidelerimiz, evlere tuvalet yapılmadan önce buraya geceden geceye çıkarlardı.

Burada bahsedilen hicâb, sâdece geniş bir elbise ile başı ve vücûdu örtmek değildir. Bunun daha da ötesinde, vâlidelerimizin kendilerini yabancı erkeklere hiç göstermemeleri, konuşacakları zaman perde arkasından konuşmalarıdır.

Hicâb âyetleri üç defada üç mertebeyi ifade ederek nazil olmuştur:

Birin­cisi, “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üzerlerine güzelce örtsünler. Onların tanınması ve incitilmemesi için en münâsib olanı budur. Allah Teâlâ mağfiret ve merhamet sahibidir.” (el-Ahzâb, 59) âyet-i kerimesidir. Bununla kadınlar yüzlerini örtmekle mükellef oldular.

İkincisi, “…Peygamber’in hanımlarına lüzumlu bir şey soracağınız vakit perde arkasından sorun! Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır…” (el-Ahzâb, 53) âyet-i kerimesidir. Bununla erkeklerle kadınlar arasına perde çekilmesi emredildi. Bu da harem ile selamlığı ayırmak demektir.

Üçüncüsü, “Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini sakınsınlar, ırzlarını muhafaza etsinler, dış kısımları müstesnâ ziynetlerini açmasınlar ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar (salsınlar)…” (en-Nûr, 31)

“Vakarınızla evlerinizde durun da evvelki cahiliyyet çıkışı gibi süslenib çıkmayın…” (el-Ahzâb, 33) âyet-i kerîmeleridir. Bu âyetler mûcebince vâlidelerimizin, şerʻî bir zarûret olmadıkça hânelerinden çıkmaları nehyolundu. Bazı annelerimiz vücutlarının karaltısını bile göstermekten ictinâb ederlerdi.

Mü’minlerin annelerinin kazâ-yı hâcet için çıkarkenki tesettür halleri de üç mertebe üzere vâki olmuştur.

Önceleri Menâsıʻ denilen kıra çıkarlar ve buraya da gece karanlığı basmadan çıkmazlardı.

Sonra hicâb âyeti nâzil olunca gece karanlığında çıkmakla birlikte üst elbiselerini de giyinmiş olarak çıktılar. Lâkin karanlık olmakla birlikte tâ uzaktan görünen vücutlarının karaltısından kim oldukları bazen tâyin edilebiliyordu. Bu ise Hz. Ömer’e pek girân geliyordu.

Daha sonra evlerin içinde ebdesthâneler inşâ edilince artık dışarıya çıkmaktan büsbütün vazgeçtiler.

Bugün insanların pisuvarlarda yanyana tuvalet yapması, İslâmî edeb ve hayânın neresinde duruyor, düşünmek îcâb eder!