BEN VE MALIM, YALNIZCA SEN’İN İÇİN DEĞİL MİYİZ?

Tebük Seferi’ne çıkılacağı zaman Allah Rasûlü (s.a.v) ordunun ihtiyaçları için ashâbını infâk seferberliğine dâvet etmişti. Hâlbuki o sırada Medîne’de dehşetli bir kıtlık yaşanıyordu. Buna rağmen ashâb-ı kirâm, büyük bir azim ve îman vecdi içinde dünyânın bütün fânî menfaat düşüncelerini bertarâf edip ulvî bir infâk ve fedâkârlık yarışına girdiler.

Ebû Bekir (r.a) malının tamâmını getirdi. Hz. Peygamber (s.a.v)’in:

“Ebû Bekir’in malından istifâde ettiğim kadar başka hiç kimsenin malından fayda­lanmadım…” ifâdesi karşısında, gözyaşları içinde:

“–Ben ve malım, yalnızca Sen’in için değil miyiz yâ Rasûlallah?!” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 11) diyerek kendisini her şeyiyle birlikte Allah ve Rasûlü’nün yoluna adadığını gösterdi.

Fahr-i Kâinât Efendimiz’in:

“–Çoluk çocuğuna ne bıraktın yâ Ebâ Bekir?” suâline de büyük bir îman vecdiyle:

“–Onlara Allah ve Rasûlü’nü bıraktım (yâ Rasûlallah)!..” şeklinde cevap verdi. (Ebû Dâvûd, Zekât, 40/1678; Tirmizî, Menâkıb, 16/3675)