Peygamberliğin 8. senesinde İranlılar, Rumları (Bizans’ı) mağlûb etmişlerdi. Rumların şehirlerini yakıp yıkarak İstanbul’a kadar ilerlemişler ve Bizans imparatorunu ağır tazminat ödemeye mecbur bırakmışlardı.
İranlılar putperest olduğu için, Mekkeli müşrikler onların gâlibiyetine çok sevindiler. Ehl-i kitâb olan Rumların yenilmeleri ise, Allah Rasûlü (s.a.v)’i çok mahzûn etti. Çünkü ehl-i kitap olan yahudi ve hristiyanlar, her ne kadar dinlerini bozmuş da olsalar müslümanlara putperestlerden daha yakındırlar.
Bu hâdise üzerine Allah Teâlâ şu âyet-i kerîmeleri vahyetti:
“Elif. Lâm. Mîm. Rumlar, (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde mağlûbiyete uğradılar. Hâlbuki onlar, bu mağlûbiyetten sonra birkaç yıl içinde gâlip geleceklerdir. Eninde sonunda emir Allah’ındır. O gün mü’minler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah dilediğine yardım eder. O, kudretiyle her şeye üstün gelen Azîz, rahmetiyle mü’minleri esirgeyen Rahîm’dir.” (er-Rûm, 1-5)
Peygamber Efendimiz de:
“−Muhakkak ki Fârisîler mağlûb olacaklardır!” buyurdu. (Ahmed, I, 276)
Bu ilâhî haberi öğrenen Ebû Bekir (r.a), müşriklerden Übey bin Halef ile Rumların Farslıları üç seneye kadar yeneceğine dâir on deve karşılığında bahse girdi.[1]
Hz. Ebû Bekir bu bahsi Allah Rasûlü’ne haber verince O:
“−Âyetteki «bid’» kelimesi üç ile dokuz arasındaki sayıları ifâde eder. Sen hemen git, develerin sayısını artır, müddeti de uzat!” buyurdu.
Ebû Bekir (r.a) gitti ve müddeti dokuz seneye, develerin sayısını da yüze çıkardı.
Rumlar hiç beklenmedik bir şekilde birdenbire kuvvetlenerek İranlıları ağır bir hezîmete uğrattılar. Bunu haber alınca Ebû Bekir (r.a), Übey’in vârislerinden yüz deveyi alıp Peygamber Efendimiz’e getirdi. Allah Rasûlü (s.a.v):
“−Bunları fakirlere dağıt!” buyurdu.
Hz. Ebû Bekir de develeri fakirlere dağıttı. Kur’ân-ı Kerîm’in bu mûcizesini gören Mekkeli müşriklerden birçoğu müslüman oldu. (Bkz. Tirmizî, Tefsîr, 30/3194; Kurtubî, XIV, 3)
Allah Teâlâ, yukarıdaki âyetlerde gelecekten haber vererek iki büyük müjdeyle mü’minleri sevindirmişti: Hem İslâm’a daha yakın olan Rumların putperestleri yeneceğini hem de müslümanların müşriklere karşı zafer kazanacağını bildiriyordu. O günlerde hiç kimse ne müslümanların ne de Rumların üç-beş sene gibi kısa bir sürede düşmanlarını yeneceğini hayal bile edemiyordu. Lâkin durum Cenâb-ı Hakk’ın haber verdiği gibi oldu. Herakliyus 624’te Azerbaycan’a kadar ilerlediğinde müslümanlar da Bedir zaferini kazandılar. Rumlar 627’de en büyük darbeyi vurarak nihaî zaferlerini kazanırken, müslümanlar da fetihlerin anahtarı ve feth-i mübîn olarak isimlendirilen Hudeybiye Sulhü’nü gerçekleştirdiler.
İşte Hz. Ebû Bekir, Allah ve Rasûlü’ne olan yakînî imanı ve tam teslîmiyeti sayesinde daha dünyadayken bir defa daha kazanmış oldu.