Ehl-i Beyt

Hz. Âişe (r.anhâ) anlatıyor:

Rasûlullah (s.a.v), üzerinde siyah ve nakışlı bir kumaş olduğu halde sabahleyin evden çıktı. O sırada Hz. Hasan (r.a) geldi, onu örtünün altına aldı. Sonra Hz. Hüseyin (r.a) geldi, onu da aldı. Sonra Hz. Fatıma (r.anhâ) geldi, onu da örtüsünün altına aldı. Sonra Hz. Ali (r.a) geldi onu da aldı. Sonra da:

“Ey Ehl-i Beyt Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz kılmak istiyor”[1] âyet-i kerîmesini okudu. (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 61)

Ehl-i Beyt, bir evde yaşayan âile fertleri mânâsına gelir. Peygamber Efendimiz’in âile fertlerinin tamâmını ifâde etmektedir. Bu mânâda Ehl-i Beyt; Rasûl-i Ekrem Efendimiz ve âilesi, Hz. Ali, Câfer, Akîl, Abbâs ve âileleridir. Peygamber Efendimiz’e salât ü selâm getirmek nasıl bütün mü’minler üzerine bir vecîbe ise Ehl-i Beyt’e hürmet ve muhabbetle bağlı bulunmak da bütün müslümanların vazîfesidir. (Ahmed, VI, 323)

Bir de mânen Ehl-i Beyt’ten olma durumu mevzubahistir. Nitekim Selmân-ı Fârisî (r.a), her hâli ile öylesine güzel bir nümûne şahsiyet hâline gelmişti ki, Ensâr da Muhâcirler de:

“−Selmân bizdendir” diye onu paylaşamaz olmuşlardı. Rasûlullah (s.a.v) de:

“–Selman bizdendir, Ehl-i Beyt’tendir!” buyurarak onu taltif etti.[2]

Rasûlullah (s.a.v) âile efrâdını candan sever ve ümmetinin de onları sevmesini arzu buyururdu. Nitekim hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Size, sımsıkı sarıldığınız müddetçe benden sonra sapıtmayacağınız iki mühim emânet bırakıyorum. Biri diğerinden daha büyüktür. O da Allah’ın Kitâbı’dır! Kur’ân, semâdan yeryüzüne uzatılmış sağlam bir ip gibidir. Diğer emânet de âilem, Ehl-i Beyt’imdir. Kur’ân ve Ehl-i Beyt’im Cennet’te Havuz’un başında benimle buluşuncaya kadar birbirlerinden ayrılmazlar. Benden sonra o ikisine karşı nasıl muâmelede bulunduğunuza iyi bakın, dikkat edin!” (Tirmizî, Menâkıb, 31/3788)

İşte Allah Rasûlü’nü canlarından daha çok seven sahâbe-i güzîn hazarâtı da Allah Rasûlü’nün yakınlarından biri, bineğine bineceği zaman hemen üzengisini tutarlardı. Kıyâmet günü bütün akrabâlık bağlarının kesilip sâdece O’nunla bağı olanların devâm edeceğini bildiklerinden, Hazret-i Peygamber’in yakınlarından biriyle evlenerek O’nunla sıhriyet irtibâtı kurabilmeyi cân u gönülden arzu ederlerdi. (Heysemî, IX, 348, 173)



[1] Ahzâb, 33.

[2] İbn-i Hişâm, III, 241; Vâkıdî, II, 446-447; İbn-i Sa’d, IV, 83; Ahmed, II, 446-447; Heysemî, VI, 130.