Kuba’daki Kavuşma

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, Hz. Ali’ye, Kureyş müşriklerinin kendisine bırakmış olduğu emanetleri sahiplerine iade edinceye kadar Mekke’de kalmasını emretmişti. O da, bu iş için Mekke’de üç gün üç gece kaldı. Mekke vâdisinde durup:

“–Kim Rasûlullah’a bir emanet bıraktıysa gelsin, ona emanetini teslim edeceğim!” diye seslendi. Emanetleri sahiplerine dağıttıktan sonra Medine yolunu tuttu. Bineği yoktu. Geceleri yürüdü, gündüzleri gizlendi. Gece karanlığında tek başına ıssız çöllerde Allah için hicret ediyordu. Rebiülevvel ayının ortalarına doğru Kuba’ya ulaştı.

Kuba’ya geldiğinde, ayaklarının altı şişmiş, yarılmış ve kanlar akmaya başlamıştı. Allah Rasûlü (s.a.v) Hz. Ali’nin geldiğini işitince:

“–Ali’yi bana çağırınız!” buyurdu.

“–Yâ Rasûlallah! Yürümeye tâkati yok!” dediler.

Fahr-i Kâinât Efendimiz hemen kalkıp onun yanına vardı. Hz. Ali’nin perişan hâlini görünce rahmet ve şefkatinden ağladı. Onu kucaklayıp bağrına bastı. Ayaklarının altını eliyle sıvazladı ve iyileşmesi için Allah’a dua etti. Bundan sonra Hz. Ali’nin hiçbir ıztırabı kalmadı.[1]



[1] Bkz. İbn-i Hişâm, II, 111; İbn-i Sa‘d, III, 22, Muhibbul-Taberî, Rıyâdu’n-nadra, II, 211; İbn-i Kesîr, Bidâye, III, 197; İbn-i Esîr, Üsdü’l-ğâbe, IV, 96; Halebî, II, 233.