1. Kudret

Arapça’da “قدر” maddesinden türeyen “Kudret” kelimesi, lügatte gücü yetmek, bir işi ölçülü ve planlı bir şekilde yapmak, kıymetini bilmek, bir şeyin niteliğini, niceliğini ve şeklini tayin etmek gibi mânâlara gelir. Allah’a nisbet edilen sübûtî sıfatlardan biri olarak kullanıldığında ise, “Dilediğini eksiği ve fazlası olmaksızın hikmet çerçevesinde yapmak” demektir[1]. Râgıb el-Isfahânî, “kudret”in Allah’a nisbet edildiğinde “Aczin bütün çeşitleriyle birlikte O’ndan nefyedilmesi” demek olduğunu, kullara izâfeten kullanıldığında ise “Bazı hususlarda gücünün yetmesi, diğerlerinde ise âciz kalması” anlamı kazandığını ifade eder[2].

Allah Teâlâ “her şeye gücü yeten” mânâsında Kâdir, Kadîr ve Muktedir isimleriyle tesmiye olunur[3]. “Kâdir” ism-i şerîfi; “Âciz olmayan, aklen imkân dâhilinde bulunup muhâl statüsüne girmeyen her şeye kayıtsız şartsız gücü yeten” demektir. Bu ismin, “İrâde” ve “İlim” sıfatlarıyla da alâkası vardır[4]. İbn-i Berrecân, “Kadîr Allah’ın ismi, Kudret sıfatı, iktidâr da fiilidir” der[5].

Kâdir ve Muktedir isimleri bazen, Allah’ın azametini veya faaliyetin şiddetini ifâde etmek üzere Kâdirûn ve Muktedirûn şeklinde cemi sîgasında gelir. Bu sîğaya, “Azamet Cem‘i” ismi verilir[6].

Kur’ân’da bazı farklarla kudret mânâsına kullanılan kuvvet, vüs‘ ve mecâzî anlamlarından biri de “kudret” olan yed kelimeleri de Allah’a nisbet edilmektedir[7].

İnsanlarda mevcûdiyeti kabul edilen kudret, ilâhî bir emânet vasfında olup mahduttur. Sâdece imkân sınırlarına giren bazı hususlarda ve belli şartlarla geçerli olabilmektedir. Bu sebeple Yaratan ile yaratılan arasında, bu sıfat itibariyle bir benzerlik söz konusu değildir[8].

Kudret, azametin var olabilmesi için şart olan en mühim vasıflardan biridir. Allah’ın kudretini gösteren azametli ifadeler, beşer üstü bir üslûba sahip olup Kur’ân’ın, Kâdir-i Mutlak olan Allah’a âit olduğuna delalet etmektedir. Şimdi bunlara dair birkaç misal verelim:



[1] Topaloğlu, “kudret” md., DİA, XXVI, 316; Yıldırım, Kur’ân’da Uluhiyyet, s. 181.

[2] Râğıb, Müfredât, “kdr” md., s. 395. Krş. İbn-i Manzûr, Lisânü’l-Arab, “kdr” md.; Yıldırım, a.g.e, s. 181-182.

[3] Râzî, Levâmiu’l-beyyinât, s. 322-323; Yıldırım, a.g.e, s. 178. Kâdir için bkz: el-En’âm, 65; Buhârî, Teheccüd 25, Tevhîd 10; Tirmizî, Daavât 82; İbn-i Mâce, Dua 10. Kadîr için bkz: en-Nisâ, 149; en-Nahl, 70; el-Furkân, 54; er-Rûm, 54; Fâtır, 44; eş-Şûrâ, 50; el-Mümtahine, 7. Allah’ın her şeye kâdir olduğu yaklaşık 37 yerde bildirilmiştir. Bkz: el-Bakara, 20, 106, 109, 148, 259, 284; Âl-i İmrân, 26, 29, 165, 189; en-Nisâ, 133, 149; el-Mâide, 17, 19, 40, 120; el-En’âm, 17; el-Enfâl, 41; et-Tevbe, 39. Muktedir için bkz: el-Kamer, 42, 55; el-Kehf, 45; ez-Zuhruf, 42.

[4] Topaloğlu, “Kâdir” md., DİA, XXIV, 124.

[5] İbn-i Berrecân (v. 536), Şerhu esmâillahi’l-hüsnâ, vr. 154v.

[6] Yıldırım, a.g.e, s. 180-181, 194. Kâdirûn için bkz: el-Mü’minûn, 18, 95; el-Meâric, 40; el-Kıyâme, 4; el-Mürselât, 23. Muktedirûn için bkz: ez- Zuhruf, 42.

[7] Topaloğlu, “kudret” md., DİA, XXVI, 316; Abdülbâkî, Mu’cem, “kdr”, “kvy”, “vs‘a”, “ydy” md.

[8] Yıldırım, Kur’ân’da Uluhiyyet, s. 182; Topaloğlu, “Kâdir” md., DİA, XXIV, 124.