“İ‘câz” kelimesi, bir Ulûmu’l-Kur’ân ıstılâhı olarak her ne kadar hicrî III. asrın başlarından îtibaren kullanılmaya başlansa da, Kur’ân-ı Kerîm’in mûcize oluşu, onun nüzûlünden îtibâren mevzubahis edilip araştırılmıştır. Kur’ân’ın ilk muhâtabı olan müşrikler, onun üslûbundaki farklılığı hemen anlamış ve ona bir kaynak aramaya başlamışlardır. Ancak şiir ve edebiyatta ileri gelen üstadları, fevkalâde bir belâğat ve fesâhata sahip olan bu kitabın, insan veya cin mahsûlü olamayacağını îtiraf etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Bununla birlikte müşrikler, Kur’ân’ın gaybî haberleri üzerinde tartışmaya girmiş ve nihâyetinde verdiği bilgilerin doğru olduğunu görmüşlerdir. Nitekim Rûm Sûresi’nin ilk âyetleri üzerine Hz. Ebû Bekir ile Übey bin Halef’in bahse girmesi meşhurdur[1].
Zamanın ilerlemesiyle âlimlerimiz, Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok i‘câz vechini ortaya koyarak bu konuda hayli eserler kaleme almışlardır. Kaynaklarda bahsedilen i‘câz vecihlerinin sayısı, âlimlerin bakış açısına göre artıp eksilmektedir. Bu da gösteriyor ki, Kur’ân üzerine yapılan araştırmalar devam ettikçe, yeni yeni i‘câz vecihleri bulmak mümkün olabilecektir. Zâten Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz de, Kur’ân’ın, insanı şaşırtan yönlerinin (acâibinin) bitip tükenmeyeceğini haber vermiştir[2]. Kur’ân’ın mûcizevî yönlerinden bahsetmek ve bunlara yenilerini ilâve etmek ise, hiç şüphesiz mü’minlerin îmânını artıracak, inkârcıların da Kur’ân-ı Kerîm’e yaklaşmalarını sağlayacaktır.
İşte biz de bu maksatla, -inşaallah- “Kur’ân’daki Allah’a Ait Azametli İfâdeler” mevzuunu ele alacağız. Ancak öncelikle, Kur’ân’ın şimdiye kadar açıklanmış başlıca i‘câz yönlerinden ve üslup husûsiyetlerinden bahsedeceğiz: