ÖNSÖZ

İnsanı yokluktan varlık âlemine çıkaran, onu en güzel kıvamda yaratıp şu muhteşem kâinatın gözbebeği kılan, ona Kur’ân’ı ve beyânı öğreterek sayısız ikramlarda bulunan, keremi bol Rabbimize nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun!..

Canlı bir Kur’ân hâlinde yaşayarak kelâm-ı ilâhîyi bizlere en güzel şekilde tebliğ ve beyân eden Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’e, onun âl ve ashâbına da sonsuz salât ü selâm olsun!..

Kur’ân-ı Kerîm, Allah tarafından indirildiği günden beri hep insanların gündeminde olmuştur. Kimisi onu anlayıp hayatına tatbike gayret etmiş, kimisi de inanmayarak ona cephe almıştır. Kur’ân-ı Kerîm de baştan beri inkârcılara karşı pek çok delil ileri sürmüş ve Allah tarafından gönderildiğine inanmıyorlarsa kendisine benzer bir söz getirmelerini istemiştir. Nihayetinde inkârcılar Kur’ân’ın bu talebi karşısında âciz kalmışlar ve böylece Kur’ân’ın mûcizevî bir kitap olduğu birkat daha kuvvet kazanmıştır.

Tarih boyunca İslâm âlimleri Kur’ân’ın insanları âciz bırakan pek çok üstün yönünden bahsetmiş ve bunları eserlerinde açıklamışlardır. Biz de bu çalışmamızda -inşaallah- Kur’ân’ın farklı bir yönünü ele alacağız. Kur’ân’daki Allah’a ait azametli ifadeleri tahlil etmeye çalışacağız.

Kur’ân âyetlerini iki kısma ayırabiliriz:

1. Allah Teâlâ’nın, peygamberlerin ve diğer insanların dilinden naklettiği sözler. Bunlar kıssalar çerçevesinde ve onların sözlerini haber verme şeklinde vuku bulur. Bu kısım bizim mevzumuzla alâkalı değildir.

2. Allah Teâlâ’nın bizzat emir, nehiy ve haber şeklinde söylediği zâtî âyetler. Bu âyetler üzerinde düşündüğümüzde onların, rubûbiyetin celâl ve azameti ve ilâhî sıfatlar ile damgalanmış olduğunu görürüz. Onlarda beşerî mânâların ve insanî sıfatların hiçbirini görmek mümkün değildir.[1]

Bu kısma giren âyetler; ifâde, üslup, mânâ ve muhtevâlarında fevkalâde bir azamet, kuvvet ve kudret taşırlar. Dolayısıyla Kur’ân’ı okuyan kişi, o kelâmın sahibinin bütün kâinâtı, dünya ve âhireti açıkça gördüğünü, onları büyük bir azamet, izzet ve beğatla açıkladığını derhal farkeder. Bu hususiyet Kur’ân’a ilâhi bir heybet ve yücelik kazandırdığı gibi onun menşeinin ilâhî olduğunu da göstermektedir. Kur’ân’ın çoğu âyetinde bu tür azametli ifâdeler mevcuttur. Bu üslûp ancak güneşi ve ayı bir emirle gayet hesaplı bir şekilde döndüren, kışı ve baharı bir kitabın sayfasını çevirir gibi kolayca değiştiren Rabbü’l-âlemîne yaraşır. Zirâ beyân, sâhibinin psikolojisine ayna olur.[2] Yani söz, kendisini söyleyen zâtın tabiatı için hassas bir ayna mesâbesindedir. Hatta daha da ileri gidilerek; “Üslûb-i beyân ayniyle insân” denilmiştir. O hâlde, bir kişinin nefsinin derinliklerindeki husûsiyetlerini, yazdığı ve konuştuğu şeylerde açıkça seyredebiliriz. Bu şahıs konuşmasını veya yazısını uzattıkça, psikolojik husûsiyetleri daha net ortaya çıkar. Herkesin tabiatı farklı farklı olduğundan, bir yazarın başka birinin üslûbunu tam olarak taklit etmesi mümkün değildir.

Bir insanın, ne kadar kudretli ve kâbiliyetli olursa olsun diğerini yazı ve konuşma üslûbunda taklid etmesi mümkün olmazsa, onun; insanî vasıflardan, tabiatından ve zaaflarından sıyrılarak ilâhî vasıfları yansıtacak bir söz söylemesi hiç mümkün olmaz.

Kur’ân’ın bu mûcizevî yönünü anlamak için geniş bir ilim, kültür ve belâğat kâbiliyetine hâcet yoktur. Kur’ân-ı Kerîm’i tefekkür ederek okuyan her insan, kültürü ve eğitimi ne olursa olsun bunu kolayca fark edebilir.[3] Onun, sonsuz kudret sâhibi bir Yaratıcı’nın kelâmı olduğunu anlar. Kur’ân’ı okuyan insanların pek çoğu, açık ve yakînî bir delil görmeden onun beşer tarafından söylenemeyeceği kanaatine varır.

Bu nâçizâne eserin hazırlanmasında kendilerinden istifâde ettiğim muhterem hocalarıma ve her türlü desteği sağlayan Çilehane İlmî Araştırmalar Merkezi (İLAM) idarecilerine sonsuz teşekkürlerimi arz ederim.

Rabbimiz, hepimizin gayretlerini rızâsına muvafık birer sadaka-yı câriye eyleyip dâreyn saâdetimize vesile kılsın!.. Efendimiz (s.a.v)’in Sünnet’ine sarılarak canlı bir Kur’ân hâline gelebilmeyi cümlemize ihsan buyursun. Kıyametin dehşetli günlerinde Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in hamd sancağı altında onun ve Kur’ân-ı Kerîm’in yüce şefaatine mazhar eylesin!.

Âmîn!.

Dr. Murat Kaya

Üsküdar – Mayıs 2010



[1] Bûtî, Ravâi‘, s. 156-157.

[2] Abdürrazzâk İskender, “İ‘câzü’l-Kur’âni’l-Kerîm”, Buhûsü’l-mü’temeri’l-evvel li-i‘câzi’l-Kur’ânî, Bağdat, 21-26 Ramazan 1410, s. 313.

[3] Bûtî, Ravâi‘, s. 160.