Hz. Ali (r.a) şöyle anlatır:
“–Bir gün Rasûlullah (s.a.v) beni çağırdı ve şöyle buyurdu:
«–Senin Hz. İsa ile bir benzerliğin var. Yahûdiler ona kızdılar ve annesi Hz. Meryem’e yalan ve iftarâlar atıp bühtanda bulunacak kadar aşırıya gittiler. Hristiyanlar da onu sevdiler ve bu hususta o kadar aşırı gittiler ki Hz. İsa’yı olmadığı bir makâma çıkartmak istediler.»
Dikkat edin! Benim yüzümden iki nevi insan helâk olur:
1) Beni aşırı sevip ifrata kaçan, bende bulunmayan şeylerle beni medhedip övmeye çalışan insanlar,
2) Bana buğzeden insanlar. Bana karşı beslediği kin ve kızgınlık onları hakkımda yalan ve iftiralar uydurup bühtanda bulunmaya sevkeder.
Dikkat edin! Ben bir peygamber değilim, bana vahiy de gelmiyor! Ancak ben Allah’ın Kitâb’ı ve Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in Sünnet’i ile gücüm yettiğince amel etmeye çalışıyorum. Allah’a itaat ve ibadet husûsunda size ne emredersem hoşunuza gitse de gitmese de buna itaat etmek, üzerinize vazifedir.” (Ahmed, I, 160)
Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir:
“Tâneleri yaran, insanları yaratan Zât-ı Zülcelâl’e yemin ederim ki Ümmî Peygamber (s.a.v), bana şu hususta ahid verdi: «Beni ancak mü’min olan sevecek ve bana ancak münâfık olan buğzedecektir».” (Müslim, İman 131)
Ebû Saîd (r.a) şöyle der:
“Biz Ensâr cemâati, münâfıkları ancak Hz. Ali’ye besledikleri kin ve nefretten tanırdık.” (Tirmizî, Menâkıb, 20/3717)