Bedir’de iki ordu karşı karşıya gelince Utbe, kardeşi Şeybe ve oğlu Velid, Hz. Ali’nin ifâdesiyle, sadece Câhiliye gururu ve gayretiyle meydana çıkıp:
“–Bizimle kim çarpışacak?” dediler. Onlara karşı, Ensar gençlerinden üçü çıktı. Rasûlullah (s.a.v), müslümanlarla müşrikler arasındaki bu ilk savaşta, Ensâr’ın müşriklerle karşılaşmasını istemiyordu. Kureyş müşrikleri, karşılarına çıkan Ensâr’a:
“–Siz kimlersiniz?” diye sordular. Ensar gençleri:
“–Ensâr’danız!” dediler. Müşrikler:
“–Bizim sizinle bir işimiz yok!” dediler. Utbe bin Rebia:
“–Biz bunlarla çarpışmak istemiyoruz! Ey Muhammed! Sen kavmimizden, dengimiz olanları karşımıza çıkar! Biz, Abdulmuttalib Oğulları’ndan, amcalarımızın oğullarıyla çarpışacağız!” dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v), Ensâr gençlerine saflarına dönmelerini emrettikten ve kendilerine dua buyurduktan sonra:
“–Kalkınız ey Hâşim oğulları! Bâtıl dâvâlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmeye gelenlere karşı Hak yolunda çarpışınız! Zaten Allah, Peygamberinizi de bunun için göndermiştir. Kalk ey Ubeyde bin Hâris! Kalk ey Hamza! Kalk ey Ali!” buyurdu. İsimleri zikredilenler bundan büyük bir şeref duyarak hemen kalkıp müşriklerin karşısına dikildiler. Onlar:
“–Siz kimlersiniz? Konuşunuz da sizi tanıyalım, dengimizseniz sizinle çarpışalım!” dediler.
“–Ben Ubeyde’yim!”
“–Ben Hamza’yım!”
“–Ben Ali’yim!”
Bunun üzerine Utbe:
“–Bize uygun ve denksiniz!” dedi. Müslüman kahramanların en yaşlısı olan Ubeyde (r.a), Utbe ile, Hz. Hamza (r.a), Şeybe ile, Hz. Ali (r.a) Velid bin Utbe ile karşılaştı. Hz. Hamza ile Hz. Ali (r.anhümâ) hasımlarını derhal öldürdüler. Hz. Ubeyde (r.a) ile Utbe ise, ayakta duramayacak derecede birbirlerini yaraladılar. Hz. Hamza ve Hz. Ali (r.anhümâ), Utbe’nin üzerine yürüyüp ölümünü hızlandırdılar. Hz. Ubeyde’yi kucaklayıp İslâm karargâhına getirdiler. Ubeyde’nin kesilen ayak bileğinden kan ve ilik akmakta idi. Hz. Ubeyde (r.a), o hâlinde yanağını Peygamber Efendimiz’in ayağının üzerine koyarak:
“–Yâ Rasûlallah! Ben şehit değil miyim?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v):
“–Evet, şehitsin!” buyurdu. Ubeyde (r.a):
“–Vallahi Ebû Tâlib sağ olsaydı, söylediği söze kendisinden ziyâde benim lâyık olduğumu anlardı!” dedi ve Ebû Tâlib’in:
“Biz onun çevresinde çoluğumuzu, çocuğumuzu unutacak derecede çarpışıp yerlere serilmedikçe, onu size teslim edeceğimizi mi sanıyorsunuz?” diye tercüme edilebilecek beytini okudu. Ubeyde (r.a), Bedir’den dönülürken Safra’da vefat etti ve oraya defnedildi.
{
Bir defâsında Rasûlullah (s.a.v) Nâziye’de konaklamıştı. Ashâb-ı kirâm:
“–Çok güzel bir misk kokusu duyuyoruz!?” diyerek hayret ettiler.
O zaman Allah Rasûlü j:
“–Misk kokusu duyduğunuz için niye şaşıyorsunuz ki? İşte Ubeyde bin Hâris’in kabri oradadır!” buyurdu.[1]
[1] Bkz. İbn-i Hişâm, II, 265; Vâkıdî, I, 68-70; İbn-i Sa‘d, II, 17; III, 50; Ahmed, I, 117; Beyhakî, Delâil, III, 71-72; Zehebî, Megâzî, s. 36, 65; İbn-i Kesîr, Bidâye, III, 273-278; Heysemî, VI, 76; Taberî, Târih, II, 279; İbn-i Esîr, Kâmil, II, 125, Üsdü’l-ğâbe, III, 554-557; İbn-i Seyyid, I, 254-255; Hâkim, III, 188; DiyarBekiri, I, 278; İbn-i Abdilberr, III, 1021.