Şehâdet Müjdesi

Ammâr bin Yâsir (r.a) der ki:

“Zü’l-Uşeyre gazâsında Ali bin Ebî Tâlib ile yol arkadaşı idik. Rasûlullah (s.a.v) Zü’l-Uşeyre’de konaklayınca, Müdlic oğullarından bazılarının su ve hurma üzerindeki çalışmalarına baktık. Hz. Ali (r.a) bana:

«–Şu kavmin yanına varıp nasıl çalıştıklarına bir baksak olmaz mı?» dedi. Ben de:

«–Gitmek istiyorsan gidelim» dedim. Birlikte gittik, yanlarına vardık ve yaptıkları işleri bir müddet seyrettik. Sonra üzerimize bir uyku çöktü. Ben ve Ali (r.a), gidip küçük bir hurma ağacının altındaki yumuşak toprak üzerine uzanınca uyuyakaldık. Vallahi, Rasûlullah (s.a.v) yanımıza gelip ayağıyla dokununcaya kadar uyanamadık! Uyurken toza toprağa bulanmışız. Allah Rasûlü (s.a.v), Ali bin Ebî Tâlib’i toza topraklara bulanmış görünce:

«–Sana ne oldu Ebû Türâb?» diye sordu. Sonra da:

«–Size insanların en haydudu ve en yaramazı olan iki kişiyi haber vereyim mi?» buyurdu.

«–Evet, ey Allah’ın Rasûlü, haber ver!» dedik. Rasûlullah (s.a.v):

«–Biri, Sâlih peygamberin devesini öldüren Semud kavminin Uhaymir’idir. Diğeri de ey Ali, seni şöylece vuracak olandır!» buyurdu ve Hz. Ali’nin sakalını tutarak başının neresine vurulup nereye kadar kana boyanacağını gösterdi.”[1]

Bu sefer, hicretin onaltıncı ayının başlarında Cumâdelâhir ayında yapılmıştır. Zü’l-Uşeyre, Mekke ile Medine arasında Yenbu nâhiyelerinden biri olup, Müdlic oğullarına âitti. Medine’den dokuz berid mesâfededir.[2]



[1] İbn-i Hişâm, II, 236-237; Ahmed, IV, 263; Taberî, Târih, II, 261; M. Âsım Köksal, İslam Tarihi, III, 201.

[2] İbn-i Hişâm, II, 236; Vâkıdî, I, 12; İbn-i Sa‘d, II, 9-10; Belâzurî, Ensâb, I, 287; Yâkût, Mu’cem, IV, 127.