Peygamber Efendimiz’in Yanında Yetişti

Nübüvvetten önce, Kureyş kabilesi şiddetli bir kıtlık ve açlığa dûçâr olmuştu. Allah Rasûlü’nün amcası Ebû Tâlib’in maddî durumu zayıf, âile efrâdı ise hayli kalabalıktı. Bu sebeple sıkıntı içindeydi. Rasûlullah (s.a.v), diğer amcası Hz. Abbâs’a gidip:

“–Amcacığım! Biliyorsun ki kardeşin Ebû Tâlib’in âilesi çok kalabalık. İnsanlar kıtlık ve açlığa mâruz kalmış, kıvranıp duruyorlar. Haydi, Ebû Tâlib’in yanına gidelim ve kendisiyle konuşalım. Oğullarından birini ben yanıma alayım, birini de sen al! Böylece onun yükünü biraz hafifletmiş oluruz!” dedi.

Efendimiz (s.a.v) çocukken Ebû Tâlib ona bakmıştı, şimdi ise Efendimiz ona yardımcı oluyordu.

Abbâs (r.a) bu âlicenap teklifi kabûl etti ve berâberce Ebû Tâlib’in yanına vardılar:

“–İnsanlar, içine düştükleri şu kıtlıktan kutuluncaya kadar evlâtlarından bazılarını yanımıza alıp bakmak sûretiyle yükünü hafifletmeyi arzu ediyoruz” dediler. Ebû Tâlib:

“−Akîl’i bana bırakınız, diğerlerinden istediğinizi alabilirsiniz!” dedi.

Bunun üzerine Fahr-i Kâinât (s.a.v) Efendimiz, Hz. Ali’yi; amcası Abbâs da Câfer’i aldı. Efendimiz’e peygamberlik lutfedilinceye kadar Hz. Ali, O’nun yanında yetişti. Sonra ona ilk îman edenlerden oldu. Efendimiz’e tâbî olup ona tasdik etti. Câfer (r.a) ise müslüman oluncaya ve bakıma ihtiyaç duymayıncaya kadar Hz. Abbâs’ın yanında kaldı. (İbn-i Hişâm, I, 264)

Mekke-i Mükerreme’nin üzerine çöken kıtlık ve açlık, Kureyş’e ızdırap verirken, Hz. Ali (r.a) için Allah’ın müstesnâ bir lutfu olmuştur. Cenâb-ı Hak onun hayrını dilemiş ve kendisine Peygamber Efendimiz’in yanında yetişme nimetini bahşeylemiştir.