Hz. Ali -kerremallahu vecheh- Rasûlullah (s.a.v) ile Hz. Hatîce’nin namaz kıldıklarını görmüş ve:
“–Nedir bu?” diye sormuştu. Allah Rasûlü (s.a.v):
“−Bu, Allah’ın kendisi için seçtiği dînidir. Ben seni tek olan Allah’a îman ve ibâdet etmeye, hiçbir fayda ve zararı olmayan Lât ile Uzzâ’yı da inkâra dâvet ediyorum!” buyurdu. Hz. Ali (r.a):
“–Ben bu dîni şimdiye kadar hiç işitmedim! Babam Ebû Tâlib’e sormadan bir iş yapamam!” dedi.
Fahr-i Kâinât Efendimiz, o sıralar teblîğ faâliyetlerini gizliden gizliye devâm ettirdiği için:
“−Ey Ali! Şâyet müslüman olmayacaksan sana bahsettiğim bu husûsu gizli tut, açığa vurma!” buyurdu.
Hz. Ali (r.a), o gece bekledi. Allah Teâlâ onun kalbine İslâm muhabbetini bahşetti. Sabahleyin Peygamber Efendimiz’in yanına gitti ve İslâm dîni hakkında suâller sordu. Aldığı cevaplar üzerine, Allah Rasûlü’nün buyruğunu hemen yerine getirip müslüman oldu. Babasından çekinerek, müslümanlığını bir müddet gizli tuttu. Hz. Ali (r.a), bu sıralarda on yaşında idi. (İbn-i İshâk, s. 118; İbn-i Sa‘d, III, 21)
Hz. Ali (r.a) şöyle der:
“Rasûlullah (s.a.v); Pazartesi günü peygamber gönderildi. Ben de, Salı günü müslüman oldum.” (Heysemî, IX, 102)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) namaz kılmak istediğinde, Hz. Ali (r.a) ile birlikte Mekke vâdilerine doğru çıkıp giderler ve insanlardan gizli olarak namazlarını oralarda edâ eder, akşam olunca da dönerlerdi. Allah’ın dilediği zamana kadar bu durum böylece devâm etti.
Ebû Tâlib, bir gün oğlu ve sevgili yeğeninin gizli gizli namaz kıldıklarına muttalî olunca, Rasûlullah (s.a.v), çok sevdiği amcasını da İslâm’a dâvet etti. Ebû Tâlib ise bu dâvete şöyle cevap verdi:
“−Ey kardeşimin oğlu! Benim, atalarımın dîninden ayrılmaya gücüm yetmeyecek! Lâkin Sen gönderildiğin şey üzere devâm et! Vallahi ben hayatta olduğum müddetçe Sana kimse zarar veremeyecektir!”
Hz. Ali’ye de:
“−Evlâdım! O, seni ancak hayır ve iyiliğe dâvet eder. Sen onun yoluna sımsıkı sarıl, ondan hiç ayrılma!” dedi. (İbn-i Hişâm, I, 265)
Abdullah bin Mes’ûd (r.a), Mekke’ye ticâret için geldiğinde Peygamber Efendimiz’i Hz. Hatîce ve Hz. Ali ile birlikte Kâbe’yi tavâf ederken gördüğünü ve bu esnâda Hz. Hatîce’nin tesettüre çok dikkat ettiğini söylemektedir. (Zehebî, Siyer, I, 463)
Ufeyf el-Kindî (r.a) de, ticâret için Mekke’ye gelmiş ve Hz. Abbâs’ın evine misâfir olmuştu. O esnâda Rasûlullah (s.a.v), Hz. Hatîce ve Hz. Ali’nin Kâbe’de namaz kıldıklarını görmüş, onlar hakkında mâlumât istemişti. Hz. Abbâs da onlardan bahsettikten sonra:
“−Vallahi ben yeryüzünde bu dîne inanan şu üç kişiden başka kimse bilmiyorum!” demişti.
Ufeyf (r.a) daha sonraları hidâyetle şerefyâb oldu. Ondan sonra artık hep şöyle hayıflanırdı:
“−Âh ne olurdu, o zaman îmân edeydim de ikinci erkek mü’min ben olaydım! Onların dördüncüleri olmayı, ne kadar arzu ederdim!” (İbn-i Sa‘d, VIII, 18; İbn-i Hacer, el-İsâbe, II, 487)