2. Mısbâhu’l-ihvân li-taharriyât-ı âyi’l-Kur’ân

 Mukaddimede müellif, kitabının Tertîb-i Zîbâ ve emsalinden iktibas edildiğini belirttikten sonra bu eseri tertîb ederken lügat kitaplarının tertîbini kullandığını ifade ve Kur’ân-ı Kerim’in kök ve türemiş haliyle bütün kelimelerini topladığını ve hiç bir kelimeyi dışarda bırakmadığını iddia etmektedir. Yahya Hilmi her ne kadar Tertîb-i Zîbâ ve benzerlerinden etkilenerek yazdığını söylüyorsa da Mısbâhu’l-ihvân’ın kullanımı diğerlerine nazaran daha pratik ve daha kolaydır.

“Kur’ân-ı azimuşan’ın meani-i şerifesine kesb-i ıttıla ve vukuf itmek kütüb-i tefasir-i şerifeye müracaata mütevakkıf olmakla matlub olan âyât-ı celile Kur’ân-ı Kerim’in hangi Sûre-i şerifesinde bulunduğunu ve kaçıncı âyet-i celile idüğünü yek nazarda gösterir, mücerred ihvan-ı dine bir hizmet-i müftahire olmak üzre tahririne muvaffakiyet hâsıl olan ve Mısbâhu’l-İhvan tesmiye olunan işbu eser-i aciziyi meydan-ı istifadeye vad’a mücaseret eyledim.’’[1]

Yahya Hilmi, bu eserin kullanılabilmesi için Kur’ân-ı Kerim’in sûre ve âyetlerinin numaralandırılması gerektiğini belirtmektedir. Müellif, özür dileyerek ve uyararak bir hususa değinmektedir ki o da kendi yanında bulunan ve bizzat kendisinin numaralandırdığı Kur’ân-i Kerim ile mevcudiyetinden daha sonra haberdar olduğu numaralanmış olarak basılan Tefsîrli Mushaf-ı Şerif [2] arasında pek cüz’î bir farkın olduğu, bu farklılığın nadir olduğu, aranılan âyetin genellikle aynı numarada bulunabildiği şayet aynı numarada değilse ya bir iki rakam ileri veya bir iki rakam geride muhakkak bulunacağı hususudur. Bu noktayı izah ettikten sonra farklılıkları gösterir bir cedvel hazırlayacağı vadinde de bulunur.

Sözlük usulü, her harfe ayrı bir bölüm ayıran müellif bir kelimenin nasıl bulunması gerektiğini tarif etmektedir. Biz bu tarifi özetleyerek ve sadeleştirerek maddeleştirelim:

 1. Kelime fiil ise mazi fiilin sülasisi alınmalı lügat usulünce baş harfinin bulunduğu bâb’a bakılarak yeri tesbit edilmeli daha sonra da sırasıyla müştakkatı ve zevaidi yani kendisinden türeyen diğer kelimeler bulunmalıdır.

2. Kelimenin altındaki virgülün solundaki rakam sûreyi, sağındaki ise âyeti gösterir.

3. Mısbâh’ta âyet numaraları arasında bir de üç noktaya tesadüf edilmektedir. Bu da öncesinde bulunan rakamın gösterdiğ lafzın tekrarına işarettir.

Ve bir de âyet-i celile daha kolaylıkla bulunabilmesi için mümkün mertebe az tekrar eden kelime seçilmelidir.

Hemen dikkat çeken bir husus vardır ki o da bütün ism-i mevsulleri tüm farklı şekilleri ile ve aldıkları farklı harf-i cerlerle tek tek göstermesi ve bir ismin merfu, mansub, mecrur gibi bütün hallerini kaydedecek kadar detaya inmesidir. Birkaç misal verelim: Allahü, Allahi, Allahe, fellahü, vallahü, billahi, tellahi, lillahi, felillahi, velillahi; huz, fehuz; Adem, liÂdem; iz, veiz; illa, elâ , ila, ileyke, ileyküm … şey

Hicri 1321 Ramazanı evvelinde bitirilmiş olan bu eser İstanbul’da 1322 yılında Mahmud Bey matbaasında basılmıştır ve 319 sayfadır. Bir nüshası İLAM Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Kur’ân fihristleri arasında Tertîb-i Zîbâ çok meşhûr olmuş ve her tarafta yaygın olarak kullanılmıştır. Bu gün kütüphanelerimizde ve husûsî kolleksiyonlarda kendisine sıkça rastlanmaktadır. Ancak Mısbâhu’l-ihvân tertîb bakımından daha güzel ve kullanımı daha kolaydır. Tertîb-i Zîbâ türünün ilk örneklerinden olması sebebiyle bu yönden eksiklikler taşımaktadır. Miftâhu’t-tefâsîr ise zamanında çok beğenilmiş, daha önce bir benzeri olmaması nedeniyle de kendisinden hep hayranlıkla bahsedilmiştir.



[1] İstanbul, 1322, mukaddime.

[2] Bu tefsir, numaralandırılmış olarak ilk defa İstanbul’da 1296 yılında Matbaa-ı Osmaniye’de daha sonra da 1320 ve 1323’de Bahriye Matbaası’nda aynı şekillerde basılan Mevâkıb tefsiridir.