a. Risâle-i Teavvüz Tercümesi

Bu risalenin müellifi Mustafa b. Halil Zağravî, istiazeyle alakalı âyetleri, hadisleri ve açıklamaları içeren kitapları incelemiş fakat bunların konuyu bir bütün halinde ele alamadıklarını gördüğünden kendisi insanlara bu konuda faydalı olmak ve bu vesileyle Allah’ın affına erişmek ümidiyle bu risaleyi kaleme aldığını ifade etmektedir.

 Mütercim, tercümeyi yaparken ‘kelâmu’l-müellif’ kaydını koyarak önce müellifin metnini tercüme etmiş, daha sonra da ‘li-mütercimihi’ kaydıyla kendi ilavesi olan açıklamalarını serdetmiştir:

“Evvela Risalet’ü-t Teavvüz’ün tercümesine şüru’ olunur ki (Kelamü’l- Müellif) Kelime-i istiazeye müteallik ayat ve ehadis ve hikayatı müştemil kütüb-i mev’iza rü’yet ve mütalaa olundukda beynlerinde münasebet-i tâmme bulunmadığından ve bazısında mevcud olan diğerinde ma’dum görüldüğünden ihvana iane ve ğufrana sebeb olmak ümidiyle bi’l-münasebe ve’l-icmal âtiyü’z-zikr âyât ve ehâdîs ve hikâyâtın cemʻini murâd eyledim… (li mütercimihi) Âyet-i kerimenin ma’nây-ı latifi; Sen Kur’ân-ı Azimi kıraat eylediğin vakitde mercûm olan şeytanın şerrinden Hak celle ve ala Hazretleri’ne iltica eyle dimektir.”[1]

Bu şekilde devam eden risale içerisinde vesvese-i şeytandan teharrüzün faidesi, iblisin mel’un olması, Âdem aleyhisselamın veledi Şit aleyhisselama vasiyyeti, havatırın menşei, hâtır-ı şer ve hâtır-ı hayrin mevazini, şeytanın yedi hilesi, âlem-i zürriyetde saadet, âlem-i ervahda saadet mevzûları âyet ve hadislerle, hikâyelerle zenginleştirilerek 35 sayfa halinde anlatılmıştır.

Risalede yer alan birçok hikâyeden birisi şöyledir:

“Salihinden bir kimse va’z meclisinde dimiş ki «Bir mü’min sadaka virmek murad eylese yetmiş şeytan musallat olub her biri bir uzvundan tutarak ol kimseyi sadaka virmekten menʻ etmeğe saʻy iderler.» Bir zat bu kelamı işittikde «Ol yetmiş şeytanla mukatele ideyim» deyub mescidden çıkar ve hanesine varub eteğini buğday ile doldurub tasadduk itmek içun hanesinden çıkmak üzere iken zevcesi bir takım muaraza ve beyân-ı ihtiyac iderek eteğindeki buğdayı yine mahalline boşaltır. Ol zat mahzun ve mükedder olarak mescide gelür. Ol va’z iden kimse «Ne işledin?» deyu sual ettikde «Yetmiş şeytanı dağıttım lakin anaları geldi beni perişan itti» deyu cevab virdi.”[2]



[1] İstanbul, 1298, s. 3.

[2] s. 9.