Tefsîr-i Sûre-i Yâsîn’in Muhtevâsı ve Örnek Metinler

a) Müellif, Yâ-Sîn Sûresi’nin tefsîrine başlayarak evvelâ sûrenin faziletleri ile alâkalı rivayetleri incelediği bir bölüm açmıştır.

“Tefsîrine şüru’dan mukaddem fezaile dair bazı ehadis ve âsar-ı şerife beyân idelim.”

Bu fazail bahsi altı sayfa tutmaktadır. Birkaç rivayetin tercümesini misal kabilinden naklediyoruz:

“Yani, ehl-i Cennet’ten Cennet’te bulundukları zaman, Kur’ân- Kerim ref’ olunacak, onlar yalnız Taha ve Yâ-Sîn Sûrelerini kıraat ideceklerdir.”

“Her kim Sûre-i Yâ-Sîn’i Cuma gicesinde kıraat iderse günahları mağfiret buyrulmuş olduğu halde sabaha dâhil olur.”

“Nesefî merhum diyor ki: ‘Bu Sûre-i celilede risalet-i Ahmediye ve tevhid-i Bârî ve haşr-i cismaniden ibaret bulunan usul-i selâse-i İslam, en vazıh bir sûrette takrir ve isbat buyrulmuşdur ki kalp mevkiin bu sayede kesb…” etmiştir.

b) İsmail Hakkı Efendi, Tefsîr-i Şerif başlığı altında tefsîre başlamaktadır. Burada örnek olarak üç âyetini vermek istiyoruz:

Yâ-Sîn, kavl-i meşhura göre Taha gibi Yâ-Sîn de esma-i şerife-i nebeviyedendir bazı müfessirin ‘ya seyyidel beşer[1] bazıları da ‘ya sürûra kalbi’l-ârifîn’[2] diye tefsîr ediyorlar. Her sûretle Cenabı Hak teâlâ şânuhû, peygamberi zî-şân Efendimiz hazretlerine hitaben ‘Ey Rasûl-i Efham ve Habîb-i Ekremim[3].

Ve-l Kur’ânil Hakim: “Natık bil hikem olan Kur’ân-ı Kerim’e kasem ederim ki”

İnneke leminel murselin: “Sen, ale’t-tahkik murselin-i kiram zümre-i fehimesindensin!”

Ala sıratin müstekım– Sıratı müstakım üzre -yani en mükemmel bir şeriat-ı celile ve din-i ali ile meb’us- olduğun halde”

c) Müellif tefsîrin aralarında İzahat başlığıyla inceliklere dalmaktadır. Mesela:

Müşrikler itibar etmediklerine göre Kur’ân-ı Kerimde ki kasemlerin faidesi nedir?

Efendimizin mürselinden olduğu bildirildikten sonra sırat-ı müstakım üzre bulunduğunu zikre hacet var mıdır? Zira her mürsel sıratı müstakim üzredir, gibi sorulara cevab arayarak faydalı bilgiler vermekte, Kur’ân’ın Hakîm olarak isimlendirilmesinin sebeb ve hikmetlerini araştırmaktadır.

Yer yer Nükteler koyarak Ve mâ enzele’r-Rahmânü min şey’[4] âyetinde Rahman sıfatının kullanılmasının nüktesi gibi çeşitli işari yorumlar yapmaktadır.

d) Birçok tefsîrde gördüğümüz gibi İsmail Hakkı Efendi de Tenbih başlığını sık sık kullanmakta ve bu başlıkla çeşitli parantezler açma fırsatı bulmaktadır. Bir misal verelim:

Lâ yü’minûn[5] kavl-i şerifi, hâl-i müekkede yahud cümle-i isti’nafiye olub, inzar ile adem-i inzar beynindeki müsavat cihetini tayin ediyor. – Yani sen, inzarı cemi’ akvama tamim idince vazifeni ifa etmiş olursun- fakat bunlarca inzarın -adem-i tesirine mebni- adem-i inzardan hiç farkı yoktur.”[6]

e) Belağat yönünün güçlü olduğunu bildiğimiz müellif, bu husûsiyetini tefsîrinde de göstermektedir. Te’kid ile ilgili bir izahını aşağıya alıyoruz:

Fe kâlû innâ ileyküm mürselûn[7] nazm-ı celili iki vechile müekkid olarak vârid olmuştur. Tekid ise izale-i tereddüd ve ref’-i inkâr içün vuku’ bulduğu gibi bazan da şu cihetler nazar-ı itibara alınmayarak mahz-ı ihtimam ve itinadan dolayı vaki olur.”[8]

Ebu’s-Suud, Beydâvî gibi herkes tarafından kullanılan meşhur tefsîr kitaplarından ve Mevlana gibi tasavvuf ve edebiyat otoritelerinden istifade eden İsmail Efendi İzahat, nükte, belağat başlıklarından başka istifade, istitrat, lahika, beyân, tahlil, izah, lügat başlıklarıyla da eserine zenginlik kazandırmıştır.

Bu eser, İstanbul’da 1316 yılında Şevval ayının ortalarında Mekteb-i Mülkiye-i Şahane Destgâhı’nda basılmıştır. Kitap 110 sayfa olup el yazısı ile basılmış bulunmaktadır. Bu yazının, kitabın mübeyyizi yani notları temize çeken kimse olan Muhammed Şevket Efendi’nin el yazısı olması kuvvetle muhtemeldir.



[1] “Ey insanların efendisi”

[2] “Ey âriflerin kalblerinin sevinci”

[3] “Ey yüce peygamberim ve kerim olan dostum”

[4] Yasin, 15. “…hem Rahmân hiçbir şey indirmedi…”

[5] Yasin, 10. “…inanmazlar.”

[6] İstanbul, 1316, s. 17.

[7] Yasin, 14. “Dediler: “Haberiniz olsun biz sizlere gönderilmiş rasûlleriz.”

[8] s. 26.