a) Şeyhî, nazım kurallarının kısıtlamasına rağmen çok rahat bir şekilde tefsîrin bütün inceliklerini sergilemeyi başarabilmiştir. Ayetlerde geçen garip kelimeleri dahi açıklamadan geçmemiştir. Meselâ Yâ-Sîn kelimesinin tefsîriyle ilgili olarak şu mısraları nazmeder:
Bunda beş kavl denildi biliniz İşidüp hoşca tedebbür kılınız.
Bir kavilde dimek olur (Yâsîn) Yâ habibim olan insân-ı hazîn.
Sen habibim ve Rasûlümsün bes Oturup hüzn ü gama itme heves.
Bir kavilde dinür ey ehl-i yakîn Nazm-ı Kur’ân’ın adıdır (Yâsîn).[1]
b) Şeyhi, tefsîri esnâsında dil kaidelerine de zaman zaman değinmektedir. Gramer ihtilaflarını belirtir ve farklı görüşlere göre mananın nasıl olduğunu belirtir. Misal olarak 5. âyeti (Tenzîle’l-Azîzi’r-Rahîm) verebiliriz:
Bunda tenzîl eğer olsa mansûb Olması fi’l-i mukadder mahbûb.
Ya’ni ikra’ demek olur takdîr İqra’i’l-münzele’dir kavl-i Kadîr.
Dimek olur ki eyâ Ahmed sen O kitâbı oku kim virdim ben.
Olsa merfu’ bu lafz-ı tenzîl Dimek olur idi Hâzâ Tenzîl.
Mübtedâ’ya haber olur ol hîn Bunları zabt idiniz böyle hemîn.[2]
c) Şeyhî, bazı kelimelerin lügat ma’nâlarını da bir kelimeyle vermektedir. Aziz kelimesinin gâlib manasına, müntakim’in erâd manasına ve Rahmân’ın rahmet edici manasına geldiğini şu mısralarında belirtmeketdir.[3]
Oldu ma’nâsı Azîz’in ğalib Tâlib-i hak olagör ey tâlib.
Müntakim dâhî dimek oldu erâd İntikâm eyler usâta o Cevâd.
Oldu Hakk’ın bir adı dahi Rahîm Rahmet ider kim ola kalb-i selim.
Ya Muhammed! Oku Kur’ân’ı İşide münkir olanlar ânı.
Müellif Şeyhi, âyetler arasında yeri geldikçe Hadis-i Şerîf başlığı ile hadisleri de aynı minval üzere şerh etmektedir. Âyetlerle ilgili israili hikâyeleri Hikâyet; ve konuya uygun düşen diğer hikâyeleri de Hikâyet-i Hûb adı altında anlatmaktadır.
İsa aleyhisselam’ın gönderdiği rasûlleri ve Habib Neccâr’ın hikâyesini 13-29. âyetleri tefsîr ederken uzun uzun anlatan Şeyhi; 54. âyet-i kerime (Artık bu gün hiç kimseye zerrece zulmedilmez, ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.) münasebetiyle şu hikâyeyi anlatır:
Sordu Behlül’e bir adam bir gün Didi sen kande idin ayâ dün.
Didi Behlül ana Tamu’da idim Andan od almağa varmış idim.
Tamu’yu geşt ü güzâr ettim o dem Bulmadım ateş alam yâ adam.
Didiler ana aceb söylersin Bize sen masharalık eylersin.
Eksik olurmu tamu’da hiç nâr Bu sözü söyleme ayrık yürü vâr.
Didi pes anlara ol dem Behlül Size bir söz diyem eylen makbûl.
Her kişi odu bundan iledür Herkesin nârı yanınca biledur.
Herkes odu kazanur dünyâda Yandıra kendüyi tâ ukbâda.[4]
d) Az da olsa beyitlerde geçen bazı alışılmadık Arapça kelimeler için sayfa kenarında matbu olarak açıklayıcı kısa notlara rastlanmaktadır.
59. âyeti kerimenin tefsîrinde:
Pîrleri cümle lihâdan yedeler Tamu’ya anları alub gideler.[5]
beytinin kenarına Lihâ yazılmış ve altına da kelime ma’nâsı olan sakal kaydedilmiştir.
54. âyet-i kerimenin tefsîrinde bir hadis-i şerifin şerhinde geçen
İki satır anda yazılmış ola hûb Kim şehâdet-i kelimâtı merğûb.[6]
beytinin kenarına şehadet kelimelerinin birinci satırının “Allah’dan başka ilah olmadığını” ikinci satırını da “Muhammed aleyhisselam’ın Allah’ın kulu ve rasûlü olduğunu” ifade eden Arapça bir not düşülmüştür.
Şeyhi, kitabını bitirirken yetişmesinde payları olan kişilere vefa borcunu ödemekte ve onlara şöyle dua etmektedir:
Zıll-i zâil gibidir işbu fenâ Rahimallahu limen eddebenâ.[7]
Hâtimetü’l-Kitâb bölümünde Şeyhi, eserinin âyet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerle süslendiğini, dikkatlice okuyanlar için içerisinde nice incilerin olduğunu söyleyerek kendi kendini medhetmekte ve şöyle demektedir:
Berk urub dav’ı vücûh-i nâsa Oldu her beyti sükû vesvâsa.
Nazmım içinde şeh-i âdil var Hakk’ın âyetleri pes kıldı karâr.
Bunda kim eylese im’ân-ı nazar Zâhir olur âna bî ğaye dürer.
Nazmımın ekseri âyât u hadis Zî seâdet ana kim ola enîs.
Cân u dilden okuya anı hemân İde bu ravzada vâfir seyrân.
Bunda keşf oldu çü vâfir esrâr İsteyen ide nazarda tekrâr.[8]
Uzunca bir dua ile kitap sona ermektedir. Şeyhi bu duasında Allah’a yalvarmakta, O’na halini arzetmekte kendisi ve tüm mü’minler için isteklerde bulunmaktadır. Kabirdeki suallere kolayca cevap verebilmeyi istemekte ve şöyle devam etmektedir:
Mahşer içinde kopunca uryân Setr-i ayb için atâ kıl kaftân.
Gidicek hazretine yalın ayak Eyle irsal bize lutfunla Burak.
Varıcak haşyet ile mizana Anda tevhidimi koy bir yana.
Dahi bir yanına ısyanımı heb Koyuben vezn it oları Ya Rab.
Çün sırata ederiz vad’-ı kadem Ağniyâdan beni itgıl akdem.
Rahmetinle beni koy cennetine Layık it fazlın ile rahmetine.
Cümle mü’minler ile Yâ Mevlâ Fazlın ile idelim zevk u safâ.[9]
Ciddi bir çalışmanın ve bir edebî melekenin ürünü olan bu kıymetli eserini Şeyhî 1058 târîhinde telif etmiştir.
Eyledim cidd ile sarf-ı makdûr Ehl-i hak tuta kusûrın ma’zûr.
Oldu bin elli sekizde târih Doğdu bu şems-i dücâ ânda sarîh.[10]
86 sahife tutarındaki bu tefsîr İstanbul’da 1313 yılının Ramazan ayında Süleyman Efendi Matbaası’nda basılmıştır. Bir nüshası Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi Arapgirli Bölümü 571 numarada bulunmaktadır.