Tabakat kitaplarımızda birçok Şeyhî olmasına rağmen Şehsuvaroğlu Ali isminde bir Şeyhî’ye rastlayamadık. İnceleyeceğimiz eserinde Şeyhî mahlasına ve gerçek ismi olan Şehsuvaroğlu Ali’ye rastlıyoruz. Şeyhî mahlası Der Sebeb-i Nazm-ı Şerh-i Kelâm-ı Akdem bölümünde zikredilmektedir:
Şeyhiyâ âyeti zikreyle hemân Ba’dehû nazmını kıl âb-ı revân.
Sen ol ey Kâdir u Kayyûm mu’în Lüle-i dilden aka mâ-i ma’în.
Sensiz olmaz işimiz cümle tamam Sen mu’în ol idem ânı itmâm.[1]
Şeyhî’nin gerçek ismi olan Şehsuvaroğlu Ali ise kitabın sonundaki Hâtimetü’l-Kitâb bölümünde şu şekilde geçmektedir:
Şehsuvâroğlu Ali ol eli boş Mey-i gafletle olubdur serhoş.
Kolağın bur ânın ihsân eyle Lutf idüb derdine dermân eyle.
Âna yoldaş idüb ilm ü îmân Sen nasîb eyle ölürken Kur’ân.[2]
Şeyhî, tefsîrini 1058’de yazmış olduğuna göre vefatı bu tarihe yakın olmalıdır. Yakın zamanda vefat eden ve Şeyhî mahlasıyla anılan iki zat daha vardır. Birisi Şeyhî Ahmed Efendi (Merhabazade), müderris ve molla olduktan sonra 1075’de İstanbul kadısı olmuş 1077/1666’da da vefat etmiştir. Emir Buhari’de medfundur. Kâtip, Fâzıl ve şâirdir.[3] Diğeri ise Şeyhî Mehmed Efendi (Kudsîzade), müderris olup 1057/1647’de İstanbul kadısı, 1061’de Anadolu kazaskeri, 1068’de Nakibüleşraf oldu ve 18 yıl bu vazîfeyi yaptı. 1085/1674’de vefat etti. Âlim, cömert, merhametli ve şair bir insandı.[4]
Bu iki kişinin de hem âlim ve hem de şair olmaları, bir de vefat tarihlerinin yakın olması, tabakat kitaplarımızda yanlış veya eksik bilgilendirme ve isimlendirme olabileceği de göz önünde bulundurularak bir ihtimal eserin bunlardan birisine ait olabileceği hatıra gelmektedir.