3. Nebe’ Tefsîri Tercümesi’nden Örnek Metinler

a) Nebe’ Sûresinin Baş Tarafı:

 “‘Amme yetesâelûn, yani sebeb-i nüzulü bu idi ki çün ba’s olundu Rasûl aleyhissalatü ves selam kıyamet haberlerin ol Kureyş kavmine eydirdi. Anlar inkâr idüb birbirine sorarlardı ki bu kişi ne nesne ile geldi. Ve bu kıyameti ki dir nete olur ve ne vakt olur. Bu ne ki dirlerdi. İnkâr yönünden dirlerdi. İtikatları öyle idi ki ol oliser değil. Pes Hakk Teâlâ bu âyeti indirüb buyurdu ki bunlar ne nesneden söyleşürler. Andangir ve beyân eyledi buyurdu ki ani’n-nebe’il azîm yani ol haber-i azimden soruşurlardı ki Kur’ân Muhammed’e haber virdi ki ol kıyamet günidir.”[1]

b) İnşirah Sûresi:

E lem neşrah leke sadrak, yani bu sûre dahi Hak Teâlâ bazı atâlarını zikr idüb rasûlüne sebebi minnet ider. Atâdır ki Rasûl aleyhissalatü vesselam buyurdu ki; rabbime bir nesne sordum, ey kâşki anı sormıyaydım, hergiz didim Ya Rabb! İbrâhim’i kendüne halil tutdun ve Musa ile mükâleme yegâne kıldın. Hitab buyurdu ki; e lem yecidke yetîmen fe âvâ, ta ana değin ki buyurdu biz senin sadrını ginletmedik mi? Tevhid ile ve imanla. Bazılar dediler kim… ve vada’nâ anke vizrake’llezî ankada zahrake ve rafa’nâ leke zikrak, yani Ya Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem biz seni ısmetimiz içinde tutmadık mı ki günah işlemedin. Eğerçi bizim saklamağmız olmasa sen ol günahdan ağır yüklenür idin… Biz senin mertebeni ve şerefini yüceldüb risalet ve nübüvvet virmedik mi?… fe inne me’a’l-’usri yüsran inne me’a’l-’usri yüsran, yani her zahmetin ardınca bir râhat var. Dünya ve dahi dünya zahmetlerininin sonunca ahiret yollukları var. Yani her kim dünyada dervişlikle tâat ve ibâdet zahmetin çekdi, ana ahiretde cennet rahatlıkları var ki nihayeti yok… fe izâ ferağte fe’nsab ve ilâ rabbike fe’rğab, yani kaçan gazâdan fâriğ olsan ya Muhammed, ictihad idüb tâat kıl ve Rabbinden yana tazarruʻ kıl, hâcetlerin dile ve dahi kaçan namazdan fâriğ olsan duâya meşğûl ol, kendü nefsin işğâlliğinden fâriğ olsan kâim olub namaz kıl ve ol Rabbinden yana niyâz idüb hâcetlerini arz ile mücîbü’d-daavât oldur.”[2]

c) Nâs Sûresi:

“Qul e’ûzü birabbi’n-nâs meliki’n-nâs ilâhi’n-nâs Yani Hak Teâlâ buyurur kim eyt Yâ Muhammed sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem ben ilticâ idüb sığınurın şol Allah’a kim bu halkın Rezzâk’ıdır ve mürebbilerdir kim envâ’-ı ni’metle onları besler ve dahi anların Mâlik’idir. Emri ve hükmü bunların içinde geçicidir. Ve dahi onların ma’bûdu ve Hâlik’idir ve perende oldur vire oldur. Pes bu sûrede Hak Teâlâ kendünin rububiyyetini ve mâlikiyyetini ve ehliyetini bu nâsa izâfet kılub mahsûs kıldı. Halbudur ki dögli mahlûkâtın rabbi mâliki ve ilâhıdır. Amma çün vesvese-i müvesvisinden âdem sadrına vâki’ olur iruğa vâki’ olmaz ve hem istiaze ol müvesvisinden olur nitekim Hak Teâlâ buyurdı “Min şerri’l-vesvâsi’l-hannâs… yani sığınırım Allah Teâlâya şerr-i şeytandan ki beni saklıya anın şerrinden ve mekâyirlerinden. Zira ben zaifim. Ben anı görmezem ol beni görür. Allah Teâlâ kadirdir anın def’ine ki beni anın şerrinden vesveselerinden saklayuvere. Pes ol şeytanın adı Hannas’tır. Yani burnunu ağzını uzadub Âdemoğlu gönlüne vesvese kılub kaçan ki zikrden gafil ola. Amma kaçan ki zikre meşgul ola kendüyi kabz idüb şol kirpi gibi dürilür. Kaçan fâriğ olsa girişilyub vesvese ider. Âdem’e kıldığı gibi…

Hakk Teâlâ’nın fazlı ve keremi ve inayeti birle temmet. Ve lehü’t-tevfîk.”[3]

Semerkandi, tefsîrinde işâri yöne ağırlık vermektedir. İnsanları ibadete ve Allah’ın emirlerine itaate yöneltmek için gayret sarfetmektedir. Tefsîrin tercüme dili ise sade olmasıyla birlikte zamanımızdan oldukça uzaklara gitmektedir. Mütercim İbn Arabşâh, 854/1451 yılında vefât ettiğine göre bu tercüme 9/15. asrın ilk yarısında yapılmış olmaktadır.[4]



[1] İstanbul, 1317, s. 2.

[2] s. 46-47.

[3] s. 72.

[4] Türkçe matbu tefsir ve tercümeler arasında Anonim, Haftyek. Kitab-ı şeref-meâb Haftyek Tefsiri; Anonim, Haftyek Hâzâ Tefsir Haftyek min Tefsir et-Tibyân; Anonim, Haftyek Tefsir-i Haftyek; Anonim, Haftyek Yangı Tefsir-i Haftyekka / Tefsir-i Beyân; Anonim, Haftyek Tefsiri; Anonim, Suver mine’l-Kur’an; Anonim, Hâmishi tefsir (616+5 s. İst. 1320, Bahriye matbaası) isimleri de geçmektedir. Bunlardan ilk beşinin 230 sayfa civarında birbirine çok yakın hacimlerde olmaları ve hepsinin de Kazan’da basılmış olması aynı eserin farklı baskıları olabileceği izlenimini vermektedir. Altıncısı ise yine Kazan’da basılmış olup diğerlerinden farklı, bir kaç sureyi ihtiva eden bir eserdir. Haftyek veya heftyek, bir kaç sûreyi bir araya toplayan mecmu’a anlamına geldiği için bu eserleri cüz’ tefsirleri arasına almayı uygun bulduk. Bu tefsirlere ulaşmamız mümkün olmadığı için sadece isimlerini vermekle iktifâ ediyoruz. Yedinci tefsir, İstanbul’da basılmıştır. World Biblioghraphi’de Ankara Milli Kütüphane’de olduğu kayıtlıdır. Ancak bu kütüphanede yaptığımız bütün aramalara rağmen esere ulaşamadık.