“2. E raeyte’llezî yükezzibu bi’d-dîn.[1] Ya Muhammed! Âyâ cezâ ve hisâb gününi tekzîb idüb inkâr eyliyeni görüb tanıyorsun mu? Eğer tanımıyorsan men sana onun alâmetlerini diyorum tâ în ki herbir şahısda o alâmetleri gördin bilesin ki o kıyâmet günini münkir olandır. Onun alâmetleri budur.
3. Fezâlike’llezî yedu’’u’l-yetîm. Evvelâ o şahıs yetîm görende yetîmi şiddetile def’ idüb cefâ ve eziyetle onı red eyleyüb ğayz ve huşûnetile onı kovub onun hakkını mürâ’at itmez.
4. Ve lâ yehuddu ‘alâ ta’âmi’l-miskîn. Ve sâniyen ehl-i ‘ıyâlini haviş ve akrabasını ve ona tâbi’ olub itâ’at eyliyenleri fukarânın ahvâlini tefakkud eyleyüb bezl-i ta’âm itmeğe emr, tahrîs ve terğîb itmez.
5. Fe veylü’l-li’l-musallîne’llezinehüm an salâtihim sâhûn. Zamânî ki kabakda zikr olunan yetimleri def’ idüb fukarâya ihsân itmeğe tahrîs terğîb itmeyenler azâba sezâvâr oldılar. Namaz kılub lakin namazlarında kâhil ve namazı sehl dutanlara azâb olsun. Hansi ki namazı o kadar sehl dutarlar ki namaz fevte gidir. Ya vaktden mukaddem ya muahhar kılurlar ya în ki namazda huşû’ ve hudû’ itmeyüb tîz tîz gûyâ ondan artık bir zarûrî amelleri vârdır kılub tamam idirler bir halde ki bilmûrlar ne diyub ve kimin mukâbilinde durub kime ‘ibâdet eyliyorlar. Allah teâlâ namazı böyle sehl dutanlara ve bundan sonra zikr olunan amellerin sâhiblerine azâb va’desi virir.
6. Ellezînehüm yürâûn.
7. Ve yemne’ûne’lmâ’ûn. Birde namazı sehl dutanların sıfatlarından odur ki her bir amel-i hayrda riyâ eyleyüb zekât virmeyüb konşuya lâzım olan bazı şeyleri (mesela balta, kazgan, kürek, tabak bunlar kimi eşyânı) âriye virmekden mâni’ ola. Böyle şahıslara azâb olsun..
Hamd olsun (el-Mâ’ûn) sûresinin tefsîri tamâm oldı..Rasûl-i Hudâ sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdılar her bir şahsı ki (el-Mâ’ûn) sûresini kıraat eyliye eğer zekât viren şahıs olsa Allah Teâlâ onı bağışlar.”[2]
Bakuvî, 3. âyetin mealinde geçen yetim kelimesine şu notu yazmıştır:
“Sûre-i mübârekede yetim ve fukara meselden ötüri zikr olunubdur. Belki maksûd-ı Kur’ân-ı şerîfde yalsan-ı mu’ciz-beyân Rasûl-i Hudâ ile emr olunan güzel sıfatları terk itmek ceza güni kıyâmeti inkâr ve tekzîb itmeğin alâmetidir. Ey millet-i İslâm bir bu âyât-ı beyyinâta fikr virin. Özinizi ehl-i Kur’ân diyorsunuz ve hâl ân ki Kur’ân’ın ahkâmına amel itmemek onı inkâr itmekden ‘ıbârettir.bizim aramızda Kur’ân’ın ahkâmı haradadır? Kur’ân’ın sâyir ahkâmları dursun, âyâ hemîn sûre-i mubarekede zikr olunan ahkâma amel olunur mı? Ne vakt millet-i İslâmın yetim ve fakirlerinin derdini çeküb onların hallerine dilsûzluk olunur. Onların derdini çekmek bir dirhem ya bir kârîn çevrek ya în ki bir libas virmek değildir. Ziraki böyle olanda bazının hâli ma’lûm olmayub hafâda kalûr. Belki umum eytâm ve fukaranın hâlini gerek tefakkud idüb onlardan ötüri bir mekteb-i umûmî açub tahsîl-i ilm itdirmek, eytâm ve fukaradan hansi ki tahsîl-i ilme kâbil olmasalar onlardan ötüri berdâru’l-eytâm ve berdâru’l-mesâkîn tertîb virüb onların senevî mehâriclerine kefîl olmak. Âyâ bir böyle amel-i hayr millet-i İslâmdan bu halde zuhûr idir mi? Eğer çi giçmiş zamanlarda olubdur lakin bu zamanlarda onların vücûdı kimyâ ve ankâ hükmündedir milletin hûş-bahtlığı böyle emrlere mübâşir olub hayrât ve birrât-ı umûmî îcâd itmekdedir. Ne în ki demir ve fûlâd sandıklara tekye idüb fukara ve eytâm suâl idende bir fülûsvirmeyüb bir acı söz de deyüb def’ idesen âye-i şerifenin hükmiyle böyle şahıslara necât yohdur.”[3]
Müellif, 5. âyetinde “namazlarında kâhil” olanlar kısmına kayd koyarak şöyle demektedir:
“Âye-i şerife namaz kılûb namazlarında sist ve tenbel olub gâhî kılub gâhî kılmıyanların bâresinde nâzil olubdur. Lakin namazın adedinde namazın içinde şek eyliyenler âye-i şerifeden hâriçdirler. Âyenin hiçbir vechile onlara şümûlü yohdur. Bazı avâm Kur’ân-ı şerife âlim olmıyanlargûyâ âyeni namaz içinde sehv yâ şek idenlere ez rûy-i cehâlet haml idüb şek mes’elelerinde îrâd vârid eyliyorlar. Bunlar cehâletden nâşî olan sözlerdir. Eğer öyle olup âye-i şerife şekden olsaydı gerek fî salevâtihim sâhûn nâzil olaydı nev’-i beşer şek ve sehvden hâlî olmamak cihetine ‘usr, harac belki teklîf-i mâ lâ yutâk lâzım gelürdi. Hatta ulemay-ı tefsîrden Allâme Zemahşerî fâzıl Nesefî namazda sehv ve şek itmeği Rasûl-i Hudâ cenablarına, hansiki her bir naks ve aybdan müberrâ idi, isnâd virübdürler.”[4]