İnsanı varlık âlemine getiren, ona Kur’ân’ı ve beyânı öğreten Allah’a hamd olsun!
Allah’tan aldığı her şeyi eksiksiz ve fazlasız olarak bizlere kadar ulaştıran raûf ve rahîm olan Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e salât u selâm olsun!
Kur’ân-ı Kerîm’i anlama faaliyet ve gayretleri daha onun Allah katından inmeye başladığı andan itibaren başlamış ve günümüze kadar artarak devam etmiştir.
İslâm’ın yayılma sürecinde, sosyal alandaki temasların, Kur’ân dilinin kullanıldığı sahaların hâricine taşmaya başladığı andan itibaren de anlama çabalarının diğer bir ayağı durumunda olan tercüme meselesi zuhur etmeye başlamıştır. Selmân-ı Fârisî’nin gayretlerini dikkate aldığımızda ise bu başlangıç tarihini vahyin inmeye başladığı ilk günlere kadar götürmek mümkündür.
Yaşayan dünya dillerinin pek çoğuna çevrilen Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe’ye tercüme edilmesi ise Türklerin İslâm’ı kabul etmeleriyle birlikte başlamıştır. Müslüman Türklerin yaşadıkları tarihî devrelerin her birinde Türkçe Kur’ân tercüme ve tefsîrlerine rastlamak mümkün olmaktadır. Bunlar bizzat Arapça’dan olduğu gibi Farsça ve benzeri başka dillere yapılan tefsîrlerden de olabilmektedir.
Tanzîmât devri, gerek daha önce yazılan, gerekse o dönemde yapılan tercüme ve tefsîrlerin matbaa yoluyla yaygınlaştırılarak geniş kitlelerine ulaştığı bir dönem olmuştur. Osmanlı toplumunun tarihî değişim kaderinin hızlanmaya başladığı, değer yargılarının, en azından üst kademelerde hareketlilik gösterdiği Tanzîmât döneminin bu tür bir tercüme patlaması ile aynı zamana denk düşmesi câlib-i dikkattir. Mütercimlerin, aslın manasını nakletmedeki acz ve noksanlarını dâimî olarak itiraf ederek yaptıkları tercümelerle, o zaman revaçta olan yeni düşünce akımlarına kapı açma gibi bir niyet taşıdıklarından söz etmek, II. Meşrûtiyet’e kadar devam eden süre için söz konusu değildir. Bu eserleri yayına hazırlayan kimselerin birçoğunun hareket noktası da sahipleri hayata veda etmiş olan kıymetli kitapları “kûşe-i nisyân”dan çıkararak insanların hizmetine sunmaktır. Bununla beraber Türkçe tercüme ve tefsîrleri yayınlayan ve bunları teşvik eden kimselerin bir kısmının bu faaliyetten kendi fikrî yapısı yönünde istifâde etmeyi düşünmüş olabileceklerini de gözden uzak tutmamak gerekmektedir.
Yenilik ve değişim rüzgârlarının, yaygınlaşmakta olan “kutsal kitapları millî dilde okuma” gayretlerini kendi maksadı istikâmetinde kullanıp kullanmadığı konusu, üzerinde durulması gereken hususlardan birisidir. Toplumları değiştirmenin yolu, onların dillerini ve dinlerini değiştirmekten geçer. Din dilinin değişikliğe uğramasının bunda büyük rolü vardır.
Osmanlı’nın ilmî mirası üzerinde yapılan çalışmaların önem ve hız kazandığı günümüzde, Tefsîr alanında da çalışmalar görülmeye başlamıştır. Bu çalışmaların başında İ. Binark ve H. Eren tarafından hazırlanan World Bibliography of Translations of The Meanings of The Holy Qur’an/Printed Translations 1515-1980 (İstanbul, 1986) isimli araştırma, Muhammed Hamîdullah ve Mâcid Yaşaroğlu’nun hazırladığı Kur’ân Tarihi (Fransızcadan Çeviren: Mehmed Said Mutlu) – K. Kerîm’in Türkçe Terceme ve Tefsîrleri Bibliyoğrafyası (Ankara, 1991), Muhammed Abay’ın Osmanlı Dönemi Müfessirleri (U. Ünv. Sosyal Bilimler Ens. Bursa 1992) adlı yüksek lisans tezi ve İshak Doğan’ın Osmanlı Dönemi Kur’ân Araştırmaları, (Makâlât, Temmuz, 1999, s. 95-137) adlı bibliyoğrafik makâlesi gelmektedir. Bunların dışında bazı makâle çalışmaları da yapılmıştır. Bu çalışmalara ilerleyen kısımlarda yer verilmiş ve bibliyoğrafyada gösterilmiştir.
Şu kadar var ki; 5, 6 asır gibi uzun bir dönemi kapsayan bu çalışmaların bir kısmı bütün dünya dillerine yapılan tercümeleri ele aldığı, bir kısmı Osmanlı döneminde tefsîrle ilgili yapılan Arapça ve Türkçe eserleri matbû mahdut ayrımına tabi tutmaksızın tesbite çalıştığı için bu eserlerde gözden kaçan isimler olduğu gibi, isim karışıklıkları da bulunabilmektedir. Biz bu tür hataları asgariye indirebilmek ve daha detaylı bir inceleme yapabilmek için 70 yıl gibi kısa bir dönemi ‘Türkçe’ ve ‘Matbû’ gibi iki önemli daraltıcı kayıtla ele alarak tanıtmaya gayret ettik.
Kanatimize göre toplumda meydana gelen dönüşümün çok net bir şekilde izlenebildiği bu mühim devrenin tefsîr açısından incelenmesi ve değerlendirilmesi çok ehemmiyetli bir vazifedir. Türkçe tercüme ve tefsîrlerin yayılma sürecinin ilk devresi olarak kabul edilmesi mümkün olan Tanzîmât’tan II. Meşrutiyet’e kadar geçen sürede basılmış olan tercüme ve tefsîrleri bizzat görerek ve muhtevâsını tahlil ederek tanıtmaya çalıştık. Çalışmamız esnasında birinci dereceden kaynaklarımız, ele aldığımız eserlerin mukaddimeleri ve bizzat kendileri olmuş, bunların tanıtımında gerekli görüldüğü yerlerde orijinal metinlerden alıntılar yapılmıştır. Böylece okuyucunun, müelliflerin aslî üslûblarıyla yüz yüze gelmesi sağlanarak, o dönemin dil ve üslûbu hakkında bir kanâate varmasına katkıda bulunulmaya çalışılmıştır. İkinci dereceden kaynaklarımız ise âlimlerimizin hayatlarını içeren tabakât kitaplarımız olumuştur.
Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında incelemekte olduğumuz Tanzîmât döneminin siyasi, sosyal ve ilmî yapısını ana hatlarıyla ele aldık.
Birinci bölümde Kur’ân-ı Kerîm’in başka dillere özellikle de Türkçe’ye tercümesi meselesini; tercümenin tanımı, çeşitleri, hükmü ve tarihini inceledik.
İkinci bölümde Tanzîmât’tan II. Meşrutiyet’e kadar Türkçe matbû Kur’ân-ı Kerîm tercüme ve tefsîrlerini “Tam Tefsîrler”, “Cüz’ Tefsîrleri”, “Sûre Tefsîrleri”, “Âyet Tefsîrleri” başlıkları altında kronolojik sıraya göre ele alarak tanıtmaya çalıştık. Ayrıca o dönemde yapılan “Kur’ân İlimleri” ile ilgili bir kısım çalışmaları ve özellikle de “Kur’ân Fihristleri”ni değerlendirmeye gayret gösterdik.
Çalışmamız esnasında her türlü desteği sağlayan danışman hocam Yrd. Doç. Dr. Fatih ÇOLLAK Bey’e, kıymetli fikirlerinden istifade ettiğim sayın Doç. Dr. İsmail KARA Bey’e, özellikle tezin planının şekillenmesinde ve yazımında değerli vakitlerini ve yardımını esirgemeyen Dr. Ömer ÇELİK Bey’e içten teşekkürlerimi arzeder, ortaya çıkan bu eserin ilim dünyasına faydalı olmasını temenni ederim.
24.05.2001
Murat KAYA