BEN RABBİMDEN RÂZIYIM

Rasûlullah (s.a.v) ile Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk oturuyorlardı. Ebû Bekir’in üzerinde eski bir elbise vardı. Öyle ki elbisenin uçlarını göğsünün üstünde ağaç çöpleriyle birbirine tutturmuştu.

Bu esnâda Cebrâîl (a.s) geldi. Hz. Peygamber’e Allah Teâlâ’nın selâmını bildirdi ve:

“–Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir’in bu hâli nedir? Eski bir elbise giymiş, uçlarını da ağaç çöpleriyle tutturmuş!” dedi.

Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v):

“–Ey Cibrîl, o malını Fetih’ten önce Allah’ın dîni uğruna harcadı, onun için bu hâldedir.” buyurdu.

Bunun üzerine Cebrâîl (a.s):

“–Ona Allah Teâlâ’nın selâmını bildir. De ki: Rabbin sana soruyor, «Şu fakr u zarûret içinde bulunman sebebiyle Ben’den râzı mısın yoksa bana kırgın mısın?»”

Allah Rasûlü, dostu Ebû Bekir’e dönerek:

“–Ey Ebû Bekir, işte Cibrîl burada, sana Allah Teâlâ’dan selâm getirdi. Yüce Rabbimiz buyuruyor ki, «Şu fakr u zarûret içinde bulunman sebebiyle Ben’den râzı mısın yoksa bana kırgın mısın?»”

Ebû Bekir (r.a), Cenâb-ı Hakk’ın bu lutfu karşısında sevincinden ne yapacağını bilemedi. Dili tutuldu. Bir müddet ağladı, ağladı… Sonra da:

“–Rabbime mi kızacakmışım?!. Ben Rabbimden râzıyım, ben Rabbimden râzıyım, ben Rabbimden râzıyım” dedi. (Suyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 39; Ebû Nuaym, Hilye, VII, 105; İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-safve, I, 249-250)

Peygamber Efendimiz, Ebû Bekir’in malını fetihten önce harcadığını bildirerek şu âyet-i kerîmeye telmihte bulunmaktadır:

“Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Hâlbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vâdetmiştir. Allah, her ne yaparsanız ondan haberdardır!” (el-Hadîd, 10)

İslâm’ın sıkıntılı günlerinde infak eden ve fedakârlıklarda bulunan insanlar büyük faziletler elde etmişlerdir. Bu, Hudeybiye veya Mekke Fethi’ne kadar böyle devam etmiştir. Aynı şekilde Allah Rasûlü (s.a.v) hicret ettikten sonra müslümanların Medîne’ye hicret etmelerini istemiş, böylece müslümanların güçlenmelerini sağlamıştır. Bu da Mekke fethine kadar devam etmiş, fetihten sonra hicretin olmadığı bildirilmiştir.