Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi, İsrâ ve Mîrâc hâdisesini Kureyş müşriklerine haber vereceği zaman büyük bir endişe ile:
“–Ey Cebrâîl, kavmim beni tasdîk etmez!” dedi.
Cebrâîl (a.s):
“–Ebû Bekir Sen’i tasdîk eder. O Sıddîk’tır.” buyurdu. (İbn-i Sa’d, I, 215)
Müşrikler, Mîrâc hâdisesini duyduklarında, derhâl yalanlamaya koyuldular. Ortalığı bir dedikodu velvelesi sardı. Bunu fırsat bilerek, mü’minleri de şüpheye düşürmek istediler. Hemen Hz. Ebû Bekir’e gittiler. “Bakalım buna ne diyeceksin?” dediler. O, Hz. Peygamber’e olan dâsitânî bir îman sadâkatiyle:
“–O ne söylüyorsa doğrudur! Çünkü O’nun yalan söylemesine imkân ve ihtimal yoktur! Ben, O’nun her getirdiğine peşinen inanırım…” dedi.
Müşrikler:
“−Sen O’nu tasdîk ediyor, bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğine inanıyor musun?” dediler.
Ebû Bekir (r.a):
“−Evet! Bunda şaşılacak ne var? Vallahi O bana, gece veya gündüzün herhangi bir vaktinde kendisine Allah’tan haber geldiğini söylüyor da ben buna bile inanıyorum.” dedi.
Daha sonra Ebû Bekir (r.a), o sırada Kâ’be’de bulunan Peygamber Efendimiz’in yanına gitti. Olanları bizzat O’nun mübârek ağzından dinledi:
“–Sadakte (doğru söyledin), yâ Rasûlallah!..” dedi.
Allah Rasûlü (s.a.v) de, O’nun bu tasdîkinden gâyet memnûn kalarak:
“–Yâ Ebâ Bekir, sen «Sıddîk»sın!..” buyurdu. (İbn-i Hişâm, II, 5)
O günden sonra Ebû Bekir (r.a), “Sıddîk” lâkabıyla meşhur oldu.