Ali bin Ebî Tâlib (r.a), ortaya yakın kısa boylu, koyu esmer tenli, iri siyah gözlü olup sakalı sık ve geniş, saçları dökülmüştü. Yüzü güzeldi, gülümserken dişleri görünürdü.
Kuvvetli bir vücut yapısı vardı. Omuzları geniş, elleri sertti.
Hz. Ali (r.a); âbid, kahraman, cesur, hayırda yarışan, takvâ sahibi ve son derece cömertti. Onun; cömertliği, insanîliği ve Rasûlullah’a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras, kendisini asırlardır halk inançlarında destânî bir kişiliğe büründürmüştür.
Hz. Ali, ölümden korkmayan bir cengâverdi. Ölümden neden korkacaktı ki? Allah Rasûlü (s.a.v) onu Cennet’le müjdelemişti. Cennet’e gideceği kesin olan bir insan ölümden hiç korkar mı? Bu sebeple kiminle mübârezeye çıksa mutlaka onu mağlup ederdi.
Onun, İslâm’ın yayılış tarihinde ve müslümanlar arasındaki ilim, takvâ, ihlâs, samîmiyet, fedâkârlık, şefkat, kahramanlık ve şecaat gibi yüksek ahlâkî ve insânî vasıflar bakımından müstesnâ bir mevkîye sahip olduğu hususunda hemen hemen bütün Sünnî ve Şiî kaynaklar ittifak hâlindedir.
Cesaret ve şecaati ile gönüllerde yer edişi onun, “Haydar-ı Kerrâr” ve “Şâh-ı Merdân” sıfatlarıyla tanınmasını sağlamıştır.
O, Kur’ân ve Sünnet’e tam anlamıyla bağlı idi. Dünya ve süslerinden kaçar, onun aldatıcı yaldızlarına aldanmazdı.
Hz. Ali (r.a), son derece kanaatkâr, zâhid ve kifayet miktarı dünyalıkla iktifâ eden bir şahsiyetti. O; Fâtıma (r.anhâ) ile evlendikleri vakit yataklarının bir koyun derisinden ibaret olduğunu bildirmektedir. (İbn-i Mâce, Zühd, 11)
Bu durumdan şikâyetçi olan kızına Efendimiz (s.a.v), sadece sabır ve zikir tavsiyesinde bulunmuştur. (Diyârbekrî, I, 412)
Hz. Ali (r.a), çokça gözyaşı döküp muhâliflerinin îman ve hidâyetleri için dua edecek kadar hassas, takvâ sahibi ve kâmil bir mü’mindir.
Her şeye ibretle bakar, uzun uzun tefekkür ederdi. Allah korkusundan yetîm bir çocuk gibi ağlar, hasta bir insan gibi tir tir titrerdi. İbâdeti çok sever, riyâzata devam ederdi. Az yemeyi, çok ve büyük işler yapmayı severdi. Dini aziz tutar, yoksullara çok şefkat, merhamet ve muhabbet beslerdi.
Hiç yalan söylediği, saçma sapan konuştuğu duyulmamış, eğreti bir iş yaptığı görülmemiştir.
Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup kimsenin hakkına tecavüz etmeme husûsunda büyük bir örnekti. Öylesine mütevazı giyinirdi ki görenler onu çok fakir zannederlerdi. Kendisini Kûfe’de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbise ile câmiye gittiğini naklederler.