1. Şakir Ahmed Paşa

Osmanlı şairlerinden faziletli bir zat olub Trabzon’ludur. İstanbul’a geldiğinde Firdevsî Efendi’ye imam olmuştur. Sonra Enderun’a girip “tülbent ağası” olmuş ve çıktıktan sonra hâcelik verilip 1213/1798-99 de “darphane emini” olduktan sonra 1216’da bu vazîfeden azledilmiştir. 1222’de Akdeniz “nüzul emini” olup 1223’de yine “darphane emini” oldu. İlim yolundan ayrılarak brokrasiye girmiş 11 Receb 1225’de (12 Ağustos 1810) vezir rütbesi ile sadaret kaymakamı olmuş ve 1226’da bu vazîfeden ayrılmıştır. 1229’da “Anadolu valisi” ve daha sonra “Mora valiliği”nde bulundu. 1233’de hastalandığı için Gelibolu’da ve sonra da İstanbul’da oturdu. 1235 târîhinde oturmakta olduğu Gelibolu’da irtihal ederek İstanbul’da Eyüb Sultan’da Bostan iskelesinde Mihr-i Şah türbesi dışında Küçük Hüseyin Paşa’nın kabri bitişiğinde defn edildi. Âlim, tedbirli, güçlü ve şair bir zattı. Oğlu müderris Mehmed Atıf Bey olup onun oğlu da Sermed Paşa’dır.[1] Eserleri şunlardır:

a. Esmay-ı Hüsnâ ve Kur’ân sûreleri ile Peygamberimizin nesebini nazmen beyân eylediği eseri Takvimhane-i Âmire’de basılmıştır.

b. Aynı mevzûda bir de Add-i âyi’l-Kur’ân isminde basılmamış bir manzumesi daha vardır.

 c. Sene-i Maliye hakkında Mutalaat (İstanbul, 1308) Takvim-i Rumî adı da verilen Osmanlı Mali senesinin mülki, siyasi, ve mali işleri karıştırmakta bulunması sebebiyle bunun ıslahı sûretiyle bir “Milli takvim” kabulü fikrinde olan müellifin, Nevruzdan başlamak ve başlangıcı Hazret-i Peygamber Efendimizin doğumu olmak üzere İslâm astronomları tarafından da kabul ve tatbik edilmiş esaslar dahilinde teklif etmek istediği ve “Takvim-i Nücûmî” adını verdiği sistemin izahı maksadıyla yazılmıştır.

d. Takvim-i Nücûmî (İstanbul, 1309) Bir önceki eser gibi takvimin ıslahı hakkındaki düşüncelerini, bu hususta Gazi Ahmed Muhtar Paşa ile Ebü’z-Ziyâ Tevfik Bey arasında yazışma sûretinde yapılmış olan ilmi münakaşaları ve takvimle ilgili bazı bilgi ve cetvelleri ihtiva eden dökümanter bir eserdir.[2]

Şiirleri ârîfane ve hakîmânedir.

                       Besdir erbâb-ı fikrete bu hitâb,

                       Bî-bekâdır bu menzil ey ahbâb,

                       Fe’ttakullâhe yâ üli’l-elbâb!

Muktezâ-yı haddiyyeti kıl tizkâr,

Ve devâü’z-zünûbi el-istiğfâr!

                       Çek halâyıkdan eli, kat‘ et alâıkdan dili,

                       Şâkirâ imdâd-ı Rabbanî sana besdir fakat.[3]



[1] Sicill-i Osmanî, V, 1563.

[2] Faik Reşit Unat, Hicrî Tarihleri Milâdî Tarihe Çevirme Kılavuzu,Ankara, 1974, s. 166.

[3] Osmanlı Müellifleri, I, 265.