Şakir Ahmed Paşa, ulumu’l-Kur’ân sınıfına dâhil edilebilecek olan bu manzûm eserinde her sûreye üç beyit tahsis ederek sûrelerin isimlerini, sıralarını, âyet sayılarını, âyetlerin üzerinde ittifak edilenlerini ve ihtilaf edilenlerini ve cüzlerin bitiş ve başlangıçlarını bildirmektedir.
Dâver-i din-i sehâvi-yi güzin Etti sadgüna hakâyıkı tebyîn.
Ben de onlar gibi ettim ta’dâd Oldu her sûre üçer beyitle yâd.
Beyt-i evvel ider ismin i’lan Hem kaçıncı olduğun remz u beyân.
Yani sadrında hurûf-u haddin Add-i din-i serhle eyler ta’yin.
Beyt-i sânîde bi-hasebil imkân Ettim âyâtını ta’dâd u beyân.
Sâlisi müttefak ve muhtelefi Eder erbâbına ta’rîf-i vefî.[1]
Şakir Ahmed Paşa, ehli kemalin herşeyi yazdıklarını ancak eserlerini hep Arapça olarak kaleme aldıklarını belirttikten sonra Hakk’ın atıfetine mazhar olmak, Kur’ân’a hizmet etmek, mağfiret-i Yezdan’a ermek için ve herkesin anlamasını arzu ederek Türkçe olarak bu kitabını tanzim etmiştir.
Bu ğarîk-i yemm-i cürm ü taksîr İntisâba ider ammâ tedbîr.
Dir ki ol zümreye mülhak olayım Mazhar-ı âtıfet-i Hakk olayım.
Ben de hıdmet edeyim Kur’ân’a İreyim mağfiret-i Yezdân’a.
Lîk bir şey komadı ehl-i kemâl Cümlesi kıldı beyân u ikmâl.
Meğer âyâtını ta’dâd ideyim Müttefak-ı muhtelefi yâd ideyim.
Gerçi bu bâbda çoktur telif Arabî ettiler amma tasnîf.
Ben dahî Türkî ve manzum olarak Eshel-i vechile ma’lum olarak.
İdeyim sûre be sûre tanzîm Olayım rişte-keş-i dürr-i nazîm.[2]
Farsça kelimeleri oldukça fazla kullanan müellif, eserini ağdalı bir dille nazmetmiştir.
Müellifin, en çok kullandığı kaynağı Şâtibî’nin Nâzımatü’z-zehr’idir.[3] Daha sonra da Ebu Amr Dânî gelir.
Şâtibî kuluna bakdım ekser Eyledim Nâzımetü’z- zehr’e nazar.
Ehad-i seb’a Bû Amr Dânî Ol meh-i burc-u hakayıkdânî.[4]