2- Tertîb-i Nefîs

Şakir Ahmed Paşa, ulumu’l-Kur’ân sınıfına dâhil edilebilecek olan bu manzûm eserinde her sûreye üç beyit tahsis ederek sûrelerin isimlerini, sıralarını, âyet sayılarını, âyetlerin üzerinde ittifak edilenlerini ve ihtilaf edilenlerini ve cüzlerin bitiş ve başlangıçlarını bildirmektedir.

            Dâver-i din-i sehâvi-yi güzin             Etti sadgüna hakâyıkı tebyîn.

            Ben de onlar gibi ettim ta’dâd                      Oldu her sûre üçer beyitle yâd.

            Beyt-i evvel ider ismin i’lan               Hem kaçıncı olduğun remz u beyân.

            Yani sadrında hurûf-u haddin                       Add-i din-i serhle eyler ta’yin.

            Beyt-i sânîde bi-hasebil imkân           Ettim âyâtını ta’dâd u beyân.

            Sâlisi müttefak ve muhtelefi              Eder erbâbına ta’rîf-i vefî.[1]

            Şakir Ahmed Paşa, ehli kemalin herşeyi yazdıklarını ancak eserlerini hep Arapça olarak kaleme aldıklarını belirttikten sonra Hakk’ın atıfetine mazhar olmak, Kur’ân’a hizmet etmek, mağfiret-i Yezdan’a ermek için ve herkesin anlamasını arzu ederek Türkçe olarak bu kitabını tanzim etmiştir.

            Bu ğarîk-i yemm-i cürm ü taksîr        İntisâba ider ammâ tedbîr.

            Dir ki ol zümreye mülhak olayım       Mazhar-ı âtıfet-i Hakk olayım.

            Ben de hıdmet edeyim Kur’ân’a       İreyim mağfiret-i Yezdân’a.

            Lîk bir şey komadı ehl-i kemâl          Cümlesi kıldı beyân u ikmâl.

            Meğer âyâtını ta’dâd ideyim             Müttefak-ı muhtelefi yâd ideyim.

            Gerçi bu bâbda çoktur telif                Arabî ettiler amma tasnîf.

            Ben dahî Türkî ve manzum olarak     Eshel-i vechile ma’lum olarak.

            İdeyim sûre be sûre tanzîm                Olayım rişte-keş-i dürr-i nazîm.[2]

Farsça kelimeleri oldukça fazla kullanan müellif, eserini ağdalı bir dille nazmetmiştir.

Müellifin, en çok kullandığı kaynağı Şâtibî’nin Nâzımatü’z-zehr’idir.[3] Daha sonra da Ebu Amr Dânî gelir.

Şâtibî kuluna bakdım ekser               Eyledim Nâzımetü’z- zehr’e nazar.

Ehad-i seb’a Bû Amr Dânî               Ol meh-i burc-u hakayıkdânî.[4]



[1] İstanbul, 1269, s. 5.

[2] s. 4.

[3] Ebu’l-Kâsım eş-Şâtıbî’nin Nâzımetü’z-zehr fî a’dâdı âyâti’s-süver isimli kitabı.

[4] s. 4-5.