Mehmed Şerif Efendi, Kur’ân’ı ezberleyip de hâfız olamayan kimseleri hâfız gibi yapacağını, araştırmacılara çok faydalı olacağını söylediği bu eserinde, Kur’ân-ı Kerim âyetlerini alfabetik sıraya göre tertîb ederek her âyetin hangi cüz ve sahifede olduğunu ve âlimler ve talebeler tarafından çokca kullanılan matbu yedi tefsîrin hangi cild ve sahifesinde bulunduğunu düzenli bir cetvel halinde göstermektedir. Ancak Nebe’ Sûresi’nden Mushaf-ı Şerif’in sonuna değin gelen Sûrelerin bulunması herkes tarafından kolayca mümkün olması nedeniyle bu Sûrelerdeki âyet-i kerimelerin rakamları bu cedvelde gösterilmeyerek hariçte bırakılmıştır.
“Vakta ki âyât-ı celile-i Kur’âniye’den her bir âyet-i cemilenin kaynağı Sûre-i şerife’de zeyver-i silk-i sütûr buyurıldığı el-yevm meşhur-ı enâm Tertîb-i Zîbâ nâm kitab-ı benamdan bilindikde ol âyet-i kerime gârîben zikirleri âti Arabi ve Türki yedi aded tefasir-i latifenin beherinden kanğı cildinin kaçıncı sahifesinde ziynet-bahş-ı tastîr buyurıldığı bilinmek ve serian bulunmak emr-i asîr, ve bu ise mutâliân-ı kütüb-i tefasir ve tedris ve müzâkeresiyle meşgul esatize-i nehârire akdemü’l-metalib ve elzemü’l-meârib idüğü emr-i ğayr-i setîr olmağla bundan çend sene akdem herbir âyet-i kerimenin Sûre-i şerifesi ve otuz aded ecza-i mushaf-ı şerifden kanğı cüz’ünde ve cüz-i mezkûrun kaçıncı sahifesinde ziyb-sütûr buyuruldığının..”[1]
Seyyid Muhammed Şerif, önce Beydâvî ve Şeyhzâde haşiyesinin 1263 Mısır Bulak baskısını, Ruhu’l-Beyân’ın 1264 tarihinde aynı matbaada yapılan baskısını, Tefsîr-i Kebir’in 1268 tarihinde yine aynı matbaada yapılan baskısını kullanarak Miftahu’t-Tefasir adında bir eser hazırlamıştır. Daha sonra bu eserine Ebu’s-Suud’un İrşadu’l-Akli’s-Selim isimli tefsîrinin 1275 Mısır Bulak baskısını, Tefsîr-i Tibyân’ın aynı matbaada 1267 tarihli baskısını, Tefsîr-i Mevâkib’in Darus-Saltanatis Seniyye’de bulunan Matbaa-i Âmire’de yapılan 1282 tarihli baskısını, Tefsîr-i Beydâvî’nin haşiyesi İbnü’t-Temcid ve Haşiye-i Konevi’nin 1286 tarihli Matbaa-i Âmire’de yapılan baskısını ekleyerek eserini elimizdeki şekliyle tamamlamıştır.
Mürettip, bu eserini hazırlarken Tertîb-i Zîbâ’yı üs ve esas-ı kavim olarak değerlendirmiştir. Daha sonra eklemiş olduğu eserleri çevresindeki ilim taliblerinin istek ve işaretlerini dikkate alarak yapmıştır. Eserini baskıya hazırlarken tekrar tekrar gözden geçirmiş, verdiği sahifelerin tutup tutmadıklarını defalarca gözden geçirmiş ve bu yorucu çalışmalarından sonra kitabı ilimle uğraşan kimselerin hizmetine sunmuştur.
Müellif beşeriyet icabı hatalarının olacağını bunu gören insaflı kimselerin af yolunu tutmalarını rica ettikten sonra Sultan Abdülaziz Han’a uzun bir medhiyede bulunmakta, zamanında ilmin arttığı ve cehlin münderis olduğu için eserin hemen tamamlandığını belirtmektedir.
Eserinin hayır ile yâd olunmasına bir vesile olması ve müslümanlarca kabul görmesi için dua eden müellif aynı şeyleri biraz daha muhtasar olarak bir de Arapça olarak ifade eder. Bu mukaddimede Türkçesinden farklı olarak böyle bir risalenin daha önce hiç yapılmadığını tahdis-i nimet kabilinden ifade etmektedir.
Eserin baş tarafına üç aded Arapça takriz alımıştır. Bunlar şu zatlara aiddir:
1. Hüsameddin Efendi-zade es-Seyyid Hüseyin Ağa el-Müteşerrif bi rütbeti sadr-ı Anadolu. 25 Safer-i hayr 1286 h.
2. es-Seyyid eş-Şeyh Süleyman el-Belhi el-Alevi el-Hüseyni li zaviyeti Muhammed Murad el-Buhârî bi civârî Ebi Eyyub el-Ensârî. 3 Rabiülevvel 1286.
3. Şeyh Hakkı Efendi-zade Ahmed Tevhid el-müteşerrif bi rütbeti sadr-ı Rum ili. Evasıt-ı Recebü’l-Mürecceb 1286.
İstanbul’da 1289 hicri yılının Receb ayında Matbaa-i Amire’de[2] Taşbaskı usulüyle basılan bu kitap 296 sayfadır. Süleymaniya Kütüphanesi M. Hafid Efendi Mülhakı Bölümü 56 ve Düğümlü Baba Bölümü 4m numaralarında bulunmaktadır.