a) Es’ad Efendi, sûrenin fazileti ile ilgili birçok rivayet serdetmektedir. Biz bu rivayetlerden birisini Arapça aslını olmadan buraya kaydediyoruz:
“Ashab-ı kiram-ı cenab-ı seyyidi’l-enâmdan Ebu Hureyre -radıyallahu anh- rivayet eyler ki ol mührtâb-endâz, envar-ı lî ma‘allah[1] ve bedr-i münîr-i evci hidayet-penâh aleyhi a’zamu salavati’l-ilâh hazretleri ayn-ı ulum u hikem olan dehân-ı mu’ciz-beyânlarından isâle-i âb u nâb-ı tesnîmi’s-seyelân ile erva-ı zamʻâ-ı sâmiîn kılub bir kimesne ki câygâhından huruc kıla da âyete’l-kürsiyi tilavet eyliye Cenab-ı İyzid-i müteâl ecnad-ı melaikeden yetmiş bin ferişte ba’s ve irsal idüb ol şahs-ı kâri içün istiğfar ve dualar iderler. Ol kimesne yine menziline avdet ve rucu’ deminde âyet-i merkûmeyi kıraat eylese Cenab-ı Hudâ-yı Rezzâk iki gözü arasında fakr ve fâkayı ref’ ve nez’ ider, deyu buyurur.”[2]
b) Müellif, önce âyete’l-Kürsi’nin i’rabını baştan sonuna kadar kelime kelime yapmaktadır.
“Allahu lâ ilâhe illâ hû kavl-i şerifin Allah mübtedadır. Lâ ilâhe de Lâ nefy-i cins içundur.”[3]
c) Âyete’l-Kürsî’nin i’rabını bütün incelikleriyle veren Es’ad Efendi bundan sonra beyân başlığıyla açıklamalara geçmekte, burada bu âyetin Allahu Teâlâ’nın zat ve sıfatlarının tevhidi, şer’i ilimler ve ahiretle ilgili bilgiler olmak üzere üç konuyu ihtiva ettiğini, Kur’ân-i Kerim’in en büyük âyeti olmasının sebeblerini ifade ettikten sonra âyete’l-Kürsi’nin kelimelerinin ebced hesabıyla elde edilen değerlerinin Kur’ân’ın diğer âyetlerinden hangilerine karşılık geldiğini ve bunun işaretinin ne olduğunu uzun uzun açıklamaktadır.
“Ma’lum ola ki Kur’ân ı azimu’ş-şân eslâs-ı selâse üzere nâzildir. Sülüsü Zat-ı Bâri cellet azametühü’nün ve sıfât ve tevhid ve takdisinin mârîfetine dâldir. Bir sülüsü dahi umuru şeriyyenin mârîfetine dâldir ve sülüsü sâlisi umuru uhreviyyenin mârîfetine dâldir. Hafi değildir ki Hakk Teâlâ’nın zat ve sıfatını isbata delalet ve vücud vahdaniyet ve takdisini müstelzimdir. Pes imdi bu sülüs emr u nehy ve va’d ü vaide delalet eyliyen sülüsânına müsavi belki efdal oldu. Binaberin âyete’l-Kürsi ilm ve tevhidi ve sıfâtı uluhiyeti mutazammın olmakla a’zam ı âyet i Kur’âniye oldu. Ve bu dahi malum ola ki ilm ve zikr malum ve mezkura tabidir. Her ne mertebe malum ve mezkur eşref olursa ilm ve zikr dahi eşref olur. İmdi mecmu’u malumat ve mezkuratın eşref ve a’zamı Cenab ı Bâri celle şânühü’dür. Belki Hazret i Hakk Teâlâ ğayriden eşreftir demekten dahi müteâldir. Zira kavl-i mezbûr mücâneset ve müşâkelet îhâm etmek iktiza ider. Cenab-ı Bâri teâlâ şanühü ise büd ve nid ve zıt ve nazîr ve şebîhden münezzeh ve müberrâdır. İmdi her kelam ki Hakk Teâlâ’nın nuût ve celâlini ve sıfât-ı kibriyasını müştemil ola, ol kelam şeref ve azamette aksâ ğâyâta ve eblağ nihayâta bâliğdir. Felâ cerem âyete’l-Kürsi a’zam-ı âyât-ı Furkan-ı Kerim olduğu mukaddema zikr olunan ehâdis i şerife ve sâir berâhîn-i adîde ile sabittir.”[4]
Âyete’l-Kürsî, ilimi, tevhidi ve uluhiyetin sıfatlarını ihtiva ettiği için Kur’ân-ı Kerim’in en büyük âyetidir. İlim ve zikir, bilinene ve anılana tâbi’dir. Bu âyet de Cenâb-ı Allah’ın sıfatlarından, yüceliğinden bahsettiği ve Allah Teâlâ da bütün mevcûdâtın en şereflisi ve en büyüğü[5] olduğu, hiçbir ortağı ve benzeri olmadığı için yukarıdaki kural gereğince âyetlerin en büyüğüdür. Nitekim bununla ilgili hadis-i şerifler de kitabın baş tarafında zikredilmektedir.
d) Müellif, bu âyet-i celilenin yedi sınıf kâfire reddiye olduğunu bildirmektedir. Bu yedi sınıfı dehriyye, seneviyye, ateşperestler, puta tapanlar, yahudiler, hırıstiyanlar ve saibe diye tek tek sayan Es’ad Efendi, bu mezheblerin tafsilatlı açıklamasını Milel ve Nihal kitaplarına havale etmektedir:
“Ve bu işârâtın muktezası kefereden yedi sınıfı reddir ki biri dehriyye ve biri seneviyye ve biri abede-i nîran ve biri abede-i evsan ve biri yahudi ve biri nasara ve biri sâibedir. Evvela lafza-i celâl ile dehriyyeyi reddeder…”[6]
Uyku ve dalma anlamlarına gelen nevm ve sine kelimeleri ile arş ve kürsi kavramları üzerinde duran müellif bu bölümü bitirmekte ve bir sonraki bölüme geçmektedir.
e) En son bölüm tefsîr bölümü olmaktadır. Burada Es’ad Efendi, Âyete’l-Kürsî’nin tefsîri ma’nâsını vermekte ve en son tefsîrin bir özetini vererek eserini nihayete erdirmektedir. Tefsîrin özetini, hem faydalı olması ve hem de Es’ad Efendi’nin uslûbuna ve usulüne örnek olması arzusuyla burada vermeyi uygun bulmaktayız.
“Ve bu tefsîrin hulasa-i meal-i muʻciz-makâli Allahu Teâlâ a’lemü bi muradihi budur ki: fî cihetin mine’l-cihât müstahikk-i ibadât ve tâat mevcud ilah yokdur illa ancak vacibu’l-vücûd olub mabud bi’l-hak olan perverdegâr-ı bî-nid ve misâl hazret-i iyzid-i bî-zevâl cenab-ı Allah-ı müteal mevcuttur. İlmen ve kudreti hayât-ı ezeliyye ve ebediyye ile hatta cemi’ vücuhu naksdan tenezzüh ve teberri ile cümle-i kemalatın isticmaını müstelzim olan Zat-ı vâcibu’l-vücud ile kâim ve evvelen ve âhiren, zâhiren ve batınen kâffe-i mâ adây-ı mukavvim olan hazret-i Rabb-i Kayyumdur. Öyle feyyaz-ı bî-illet ki şânı âferid-kan olan âfet-i hâbı nerm u saht anı ahz ve iğfalden beridir. Öyle Hâlık-ı kevn ü mekan ki gencayiş-pezir-i heft-âsumân u zemin olan kâtıba-i mahlukat ihya-kerde-i irade-i kudreti ebediyyesidir. Pîş-i hazretinde ruhsat-yâb-ı makâle-i şefaat bir kimesne yoktur illa ancak peyğamberândan me’zun-u savb-ı cenabı ahadiyyeti olandır. Öyle âlimü’l-ğaybi ve’ş-şehâde ki anların hali pîşîn-i âşikar u nihan umur-ı dünyeviyyeden olan eşyaların ve dempesîn-i hafi ve celi olan kârı uhreviyyelerin âlim ve dânâdır. Ve ol âferid-kâr malumu hazret-i Rabb-i Rahman’dan bir şeyi ihata ve iz’an kılamazlar illa meşiyyet-i aliyye ve irade-i seniyyesi tealluk ettiği mikdar dânende ve şinâsendedirler. Kürsi ulum-ı dürriyyetü’l-lem’âniyyenin heft asuman u zemin zîb-âğuş u vüs’atidir. Ve anların hıfz u hıraseti ana bâdi-i siklet ve kelâl-efzâyı takat olmaz. Ve ol Huda-yı müteal celle şanühü ani’l-endâd ve’l emsâl ulüvv-i ulûhiyet-i vahdâniyetiyle Aliy, şükuh-ı azamet ve ceberutiyle Azîm’dir.”[7]
Es’ad Efendi eserinin sonuna meydan okur bir edâ ile kitabını yazdığı yeri ve yazılış tarihini bildiren yarım sayfa tutarında Arapça bir bilmece koymuştur.
Kırımlı Hacı Hâfız Muhammed tarafından Dersaâdet’te Cemal Efendi matbaasında bastırılan eser 16 sayfa tutarındadır. Kütüphanelerimizde birçok yazma nüshası olan bu tefsîrin çok meşhur ve yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Tanzimat’ın ilk yıllarında basıldığını tahmin etmekteyiz. Ancak üzerinde basıldığı tarihle ilgili bir ize rastlanmamaktadır.[8]
Hemen hemen her kütüphanede bir veya birkaç yazması bulunan bu eserin bir matbu nüshası Ankara Milli Kütüphane’de bulunmaktadır.
[1] “Allah ile benim aramda öyle bir vakit vardır ki o vakitte bize ne yakın bir melek ve ne de her hangi bir peygamber yaklaşabilir.” mealindeki hadise işaret edilmektedir. (Bkz. Sehâvî, el-Makâsıdü’l-hasene, no: 926; Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, no: 2159)
[2] s. 4.
[3] s. 5.
[4] s. 7-8.
[5] Es’ad Efendi ve diğer alimler Allah teâlâ için ‘en büyük’ ‘en şerefli’ ‘ğayriden eşreftir’ gibi kıyas ifade eden sözlerin kullanılmasının uygun olmadığını, Allah’ın bu ‘benzerlik’ ve ‘şirk’ vehmi veren sözlerden dahî müteâl olduğunu söylemektedirler. Es’ad Efendi, “Cenab-ı Bârî teâlâ şânühü ise büd ve nid ve zıt ve nazîr ve şebîhden münezzeh ve müberrâdır.” demektedir.
[6] s. 10.
[7] s. 15-16.
[8] Bu kitap IRCICA’nın yayınladığı World Bibliography’de ve Muhammed Hamidullah’ın vermiş olduğu tercüme listelerinde, isim benzerliğinden dolayı, Muhammed Es‘ad Erbilî Hazretleri’ne (v. 1350/1931) nisbet edilmektedir. Hâlbuki Es‘ad Erbilî Hazretleri’nin Âyetü’l-Kürsî ile alakalı müstakil bir eseri bulunmamaktadır.