2. Âyete’l- Kürsi Tefsîri Tercümesi

Es’ad Efendi, din kardeşlerinin ricası üzerine Kur’ân-ı Kerim’in en büyük âyeti olan Âyete’l-Kürsiyi tefsîr etmeğe, faziletlerini anlatmaya başlamış, isteyenler müslüman halk olduğu için de diğer eserlerinin ekseriyetini Arapça yazmasına rağmen bu eserini Türkçe olarak ortaya koymuştur:

“Ba’de hâzâ bu abdi hakir kesirul ısyan Muhammed Es’ad-ı nâtuvân istid’ây-ı ıhvân-ı hallân ile a’zam-ı âyât-ı Furkân-ı azîmuş-şân olan âyet-i kürsinin tefsîrini ve fezâil-i celile ve cezilesini lisan-ı Türkî ile t’abir ve tahrir ve hasbe’t-tâka takrire şuru’ ve ibtida eyledim.”[1]

 İlmi açıdan çok kıymetli bir eser ortaya koyan Es’ad Efendi, dil açısından san’at yapma yolunu daha çok tercih etmiş ve eserini Arapça, Farsça ağır kelimeler ve bol miktarda bu iki dilin terkiplerinden kullanarak yazmıştır. Bu eserin dikkati çeken diğer bir vasfı da Es’ad Efendi’nin medhiye cümlelerinin uzunluğu ve ağdalılığı olmaktadır. Peygamber Efendimiz’in ismini veya bir sahabinin ismini söyleyeceği zaman beş satırı bulan uzun medhiyelerde bulunmaktadır. Mesela bir rivayeti vereceği zaman; “Cenabı mefhar-i enbiya ve mürselin, Rasûl-i rabbi’l-alemin ser-levha-i mecelle-i risalet ve hatime-i metn-i metîn-i fenn-i bi’set, mahrem-i hârîm-i muhterem-i “sümme denâ”,[2] mazharı kerime-i “ve kâne kâbe kavseyni ev ednâ”[3], Habîb-i Cenâb-ı Kibriyâ Muhammedeni’l-Mustafâ -aleyhi efdalü’s-salavât ve ekmelü’t-tahâyâ- Hazretleri bi’s-saâde ve iclâl buyurdular ki” diyerek konuya girmektedir.



[1] İstanbul, t.s, s. 2.

[2] En-Necm, 8, “sonra yaklaştı”

[3] en-Necm, 9, “Bu ibarenin bir yayın iki köşesi arasındaki mesafeyi ifade ettiği veya «iki arşın kadar» manasına geldiği söylenmişse de, burada daha güzel bir mana nakledilmiştir: Araplar cahiliyyede bir ittifak için anlaşacakları zaman iki yay çıkarır, birini diğerinin üzerine koyarak ikisinin «gâb»ini birleştirir, sonra ikisini beraber çekip onlarla bir ok atarlardı. Bu, onların her birinin rızası ve gazabı, diğerinin rızası ve gazabı olup hilafı mümkün olmayacak vechile ahitleştiklerine işaret olurdu. Bu manada gâb miktar manasına değil, iki gavs’ın birlik manzarasını gösteren kabza ile kiriş arası demek olur. Görülüyor ki bu mana hem diğerinden daha ziyade bir yakınlık tasvir etmektedir, hem de manevi bir yakınlığa işaret etmektedir. «Ev ednâ»daki «ev» edatı ise «hatta daha yakın» anlamındadır.” (Yazır, VII, 4569-4589)