Müellif, daha önce aynı isimle Arapça olarak kaleme aldığı kitabını Türkçe’ye tercüme etmiştir.[1]
Ahmed Rüşdü Paşa, mukaddimesinde, önceki âlimlerimizin, her ne kadar Kur’ân-ı Kerim’in dini ve dünyevi ahkâmını bildirmiş olsalar da yine de, sonrakilere açıklanacak çok şeyler bıraktıklarını ifade ettikten sonra, Sultan Abdülhamid Hân’ın ilmin ve dinin yayılmasına gösterdiği gayretten bahsederek, dinî bir hizmet yapma arzusu ve emeli üzerine bilebildiği ve gücünün yettiği kadar Kur’ân-ı Kerim’in ma’nâlarından bahsetmeyi uygun bulduğunu, bu ağır işe adeta cür’et ettiğini söylemektedir:
“Sabikin eğerçi anın bazı hükm-i dini ve dünyevisini ifsah buyurmuşlardır ancak Kem terake’l-evvelûn li’l-âharîn[2] mefhumu ve Cenab-ı Hakk şevket ve ömr ü afiyet-şahanelerini feravân buyursun Halife-i Hazret-i Nebeviyye ve Serlevha-i Selâtîn-i Adile ve Kamile olan veliyy- i nimetimiz padişahımız Efendimiz Sultan Abdülhamid Han-i Sânî Hazretlerinin intişar-i maârîf ve bi-tahsis-i incila-i hükm-i diniyye hakkındaki himmet-i seniyye-i cenab-i diyanet-perveraneleri âsâr-i bâhire-i celilesi olarak ehli bıdâ’anın alâ kaderi’t-tâka neşri maârîfi İslamiye hususuna hizmetinden ve ibrazı measir-ğayretten geru durmadıkları, ahkamı aliyye-i Kur’âniyyeden zamiri acizaneme inkişafı müyesser olan bazı hikem-i mübeyyinenin izah ve beyânıyla mikdarımca bir hizmeti diniyyede bulunmak cüretini bahş etmesi…” [3]
Müellifin bu tür ifadeleri hakikaten bir tevazu nümunesi sayılmalıdır. Çünkü gerek Arapça’ya hâkimiyeti ve gerekse işlediği konulara derinlemesine nüfuz edebilmesi açısından Ahmed Rüşdü Paşa takdire şayan bir eser ortaya koyabilmiştir.
Sırrı Paşa, Ahmed Rüşdü Paşa, Ahmed Cevdet Paşa, Şâkir Ahmed Paşa gibi idari vazîfeler yapmakla beraber çok kaliteli eserler de veren âlim-siyasetçi modeli Osmanlı devletinde çok sık rastlanan ancak günümüzde rastlanılması pek mümkün olmayan bir durum olsa gerektir.
Osmanlı ulemasının genel karakteristiği gibi olan çok rahat ve tefsîri tercüme bu eserde de görülmektedir.
Sabık Leskuvik[4] Mutasarrıfı Ahmed Rüşdi imzasıyla son bulan bu kitabın 5 Cemaziyelevvel 1304/17 Kanunisani 1303 senesinde yazımı bitmiş ve Kostantiniyye’de 1305 tarihinde Matbaa-i Ebuzziya’da basılmıştır. Bu baskının üzerinde birinci baskı olduğu kayıtlıdır. 77+2 sahifeden müteşekkil olan bu eserin kapağında birçok eserde olduğu gibi ‘Maarif-i Umumiye Nezareti Celilesinin ruhsatıyla her hakkı tâbiindir.’ kaydı bulunmaktadır ki, bu da teftiş kurulundan geçemeyen eserlerin basımına müsaade edilmediğinin ve matbuatın kontrol altında tutulduğunun bir göstergesidir.
[1] “Cenab-ı Allah’a şükr-i feravan olsun ki balay-ı kitabda arz olunduğu üzre sûre-i celile-i Rahman’ı ma’rız-ı tefsirde âcizane mukaddema kaleme alub Tercüme-i Hikmetü’l-Beyân fî Sûreti’r-Rahmân tevsim eylediğim arabiyyü’l-ibara kitabın lisan-ı Türkiye nakl ve tercümesinin hitamına muvaffak buyurdu.” İstanbul, 1305, s. 77.
[2] “Önceki âlimler, sonradan gelenlere nice açıklanmamış ve ortaya çıkarılmayı bekleyen konular bırakmışlardır.”
[3] İstanbul, 1305, s. 6.
[4] Liaskowike, Yanya vilayeti ve sancağında, Yanya’nın 65 kilometre kuzeyinde bulunan Çarşuva nehrinin üzerinde kaza merkezi bir kasabadır. Ahalisi müslümandır. (Şemseddin Sâmi, Kamusu’l-Alam, İstanbul, 1314, V, 3991)