Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) Tebük seferine çıkacak orduya yardıma teşvik ederek infakta bulunanlara Cenâb-ı Hakk’ın çok büyük ecirler ihsân edeceğini vaad buyurdular. Hâlbuki o sırada Medîne’de dehşetli bir kıtlık yaşanıyordu. Buna rağmen zengin-fakir bütün ashâb-ı kirâm, büyük bir azim ve îman vecdi içinde dünyânın bütün fânî menfaat düşüncelerini bertarâf edip ulvî bir infâk ve fedâkârlık yarışına girerek orduyu techîze koştu.
Hz. Ömer (r.a) şöyle anlatır:
“Rasûlullah (s.a.v) bize tasaddukta bulunmamızı emretmişti. O günlerde malım da vardı. Kendi kendime, «Ebû Bekir’i geçersem ancak bugün geçebilirim» dedim ve malımın yarısını getirdim.
Allah Rasûlü (s.a.v):
«–Ehline ne bıraktın?» buyurdu.
«–Şu getirdiğim kadar da onlara bıraktım» dedim.
Hz. Ebû Bekir de elinde bulunan malın tamamını alıp getirdi.
Rasûlullah (s.a.v):
«–Ebû Bekir, çoluk çocuğuna ne bıraktın?» buyurdu.
«–Onlara Allah ve Rasûlü’nü bıraktım» cevâbını verdi.
Onun bu muhteşem cevabını işitince kendi kendime:
«Vallahi onu hiçbir hususta kesinlikle geçemem!» dedim.” (Ebû Dâvûd, Zekât, 40/1678; Tirmizî, Menâkıb, 16/3675)