3. Hulâsatu’l-İhlâs’ın Muhtevâsı ve Örnek metinler

a) İlk olarak, Muallim Naci’nin eserinin en başına koyduğu ve 20 kadar ismi olduğunu söylediği bu sûrenin mütercim tarafından yapılan tercümesini verelim:

“Di ki: O Allah birdir. Samed ancak Allah’dır. Vâlid olmadığı gibi mevlûd da değildir. Âna kimse nazîr olamaz.”[1]

b) Birinci âyetin her bir lafzının üç ayrı duruma işaret ettiğini söyler ve bunları açıklamaya başlar. Bu noktayı biraz özetleyerek vermek istediğimizde şunları nakledebiliriz:

“Üç kelimeden ibaret olan hüvallahu ahad cümlesinin herbir lafzı erbâb-ı fikrin taleb-i Hak husûsunda hâiz olabilecekleri makâmâttan üç makamın birine işarettir ki bu merâtib-i selâseden birincisi mukarrabîne, ikincisi ashab-ı yemîne, üçüncüsü ise ashab-ı şimâle teveccüh ider.

Birinci makam ki marifetullah talebinde bulunanların iktisab idebilecekleri makamatın bâlâteridir… zamiri ınde’l-mukarrabîn münhasıren Hakk’ı müşîr bulunur. Mukarrabin bu işarette müşarun ileyhi mâ-adâsından ayıracak bir mümeyyize ihtiyac görmezler…

İkinci makam erbâbı olan ashab-ı yemin yani suver-i faniyeye de mültefit bulunan mü’minin, Hakk’ı mevcut buldukları gibi halkı da mevcut gördüklerinden kesret içinde kalırlar… Sade ile iktifa itmeyüb buna bir de Allah ilave eyleyerek hüvallâh dimeleri iktizâ ider.

Ehass-ı makâmât olan üçüncü mertebenin erbâbı ki ashab-ı şimâldir, yani ehl-i dalâldir, Vâcibu’l-vücûd’un birden ziyade olmasını tecviz eylediklerinden hüvallâh’a bir de ehad zammıyla hüvallâhü ehad buyurularak bunların fikr-i âlihe-cûyânesi red ve ibtal olunmuştur.”[2]

c) Ehad ve samed kelimelerini inceleyen müellif samed kelimesi hakkında müfessirlerin 26 değişik görüş serdettiklerini söylemekte ve bu görüşleri tek tek sıralamaya başlamakta ve sonunda hepsinin hemen hemen aynı şeyi söylediklerini ifade ederek “cümlenin maksûdu bir ammâ rivâyet muhtelif” mısraıyla düşüncesini dile getirmektedir.

 Lem yelid ve lem yûled âyeti hakkında akla gelebilecek olan sorulardan beş tanesini sorarak çevaplarını veren müellif felsefecilerin Cenab-ı Hakk’tan akl-ı evvelin ondan da akl-ı sânînin sudur ettiği tarzındaki düşüncelerinin bu âyetle reddedildiğini söylemektedir.

Son âyet hakkında mevcut olan üç görüşü de serdeden muallim Naci faide başlığı ile dört ince noktaya temas ettikten sonra:

Gerçi bin türlü ibârât ile tefsîr idilir,

Sözünün sırrını hakkıyla bir Allah bilir.

beytiyle eserine son vermektedir.

            Tefsîr, İstanbul’da 1304 tarihinde İzmirli kitapçı Ahmed Sabri tarafından Matbaa-i Ebu’z-Ziyâ’da birinci defa olarak bastırılmıştır.

Eserin bir nüshası Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi’nde 5710 numarada bulunmaktadır.



[1] s. 7.

[2] s. 13-16.