2. Tercüme-i Tefsîr-i Tibyân

Mehmed Efendi’nin bizi ilgilendiren en mühim eseri Tercüme-i Tibyân adlı tefsîridir.

Bu tefsîr Hıdr b. Abdurrahman el-Ezdî’nin (v. 773)[1] “et-Tibyân fî Tefsîri’l-Kur’ân” isimli Arapça tefsîrinin ilâvelerle birlikte Türkçeye tercemesidir. Arapça aslının telif tarihi h. 773’tür. Tercemeyi 1110/1698 tarihinde yapan Ayıntaplı Muhammed Efendi’dir. “Muhammed Tefsîrî” unvanıyla tanınmıştır. Tefsîrinin mukaddimesinde, Ayıntap ve Sivas’ta ilimle meşgul olduğunu, İstanbul’a gel­diği zaman o devrin Şeyhülislamı Minkârîzade Yah­ya Efendi’nin[2] delaletiyle padişah ile temas ettiğini ve bundan sonra Tefsîr-i Tibyân’ı terceme edip iki yılda tamamladığını, iki nüsha olarak yazdığını, birini hükümdara takdim ettikten sonra diğerini de halkın okuması için vakfettiğini kaydetmektedir.

            Tefsîrî Mehmed Efendi, eserin dîbâcesinde Kur’ân-ı Kerîm’in beliğ ifadelerini ve fasih manalarını hakkıyla anlayabilmek için çeşitli ilimleri ve fenleri liyakatlı âlimlerden iyi derecede öğrenmek gerektiğini ve bu ilimler ve bunlara dair temel eserleri 40 yıl gibi uzun bir süre gece gündüz mütalaa etmek lazım geldiğini, ancak bu şekilde Kur’ân’ı anlayabilecek bir meleke kazanılabileceğini ifade etmektedir:

 “Zamâir-i erbâb-ı fudalâ ve havâtır-ı ashab-ı ulema olan ihvan-ı mü’minîn ve hallân-ı müslimine mahfi değildir ki elfaz-ı belağat-ı Kur’ân’ın maâni-i fesâhat-unvanına tasil-i ıttıla itmek evvela ulum-u mütenevvia ve fünun-u müteaddidenin tekmiline mevkufdur ki hatta istihraca meleke-i rasıhanla ve mevkufun aleyh olan tertib-i nüshalarını ala meratibihim zamanlarında bulunan üstadlardan ahze müdavemet ve leyl ü nehar tedrise mülazemet itmekle akal mertebe kırk senede bıdaa-i meleke hâsıl olur”[3]

Nitekim kendisi de bu tercümeyi yapmadan önce doğum yeri olan Ayıntab ve daha sonra gittiği Sivas illerinde ve daha nice şehirlerde bulunan âlimlerin derslerine devam etmiş 40 yıl boyunca ilmini tekmile gayret sarfetmiştir. Bütün bunlardan sonra uzun yıllar tefsîr dersleri okutmuş, Padişahın huzurunda yapılan ve bu nedenle de “Huzur Dersleri” diye adlandırılan umûmiyetle Beydâvî Tefsîri çerçevesinde yapılan ilmi tartışmalara katılmıştır. Derslerdeki kalitesini görmesi ve Şeyhulislam Minkarizade Yahya Efendi’nin medh etmesi üzerine Padişah, Tefsîri Mehmed Efendi’ye hazineden dört cilt tefsîr ve on aded lügat kitabı vererek Türkçe tefsîr yazmakla vazîfelendirdi. Mehmed Efendi, Tibyân tefsîrine aşinalığı fazla olduğu için bu tefsîri esas alarak diğer tefsîrlerden de istifadeyle bu eserini meydana getirmiş ve Terceme-i Tefsîr-i Tibyân adını vermiştir. Bu eseri kaleme alırken başta Beydâvî olmak üzere diğer müfessirlerin görüşlerine yer vermiş bilhassa ahkâm âyelerinin tefsîrlerinde fıkhî meselelerin izahlarını yapmıştır.

“İmtisalen lil-evâmiri, el me’muru ma’zûrun denilüb der’akab mevcud hazineden dört cild tefâsir ve on adet kütüb-ü lüğat ihrac olunub bu mütercim-i fakire ihsan-ı hümayun olundukta evvelen Tefsîr-i Tibyân ve Kâdî Beyzâvî’yi mütalaamızın kesreti olmakla anın arabi tabirinden hâsıl manay-ı şerifi tabıkatü’n-na’li bi’n-na’l Türkî’ye tebdil ve ondan ziyade mecmû-u ehl-i te’vilatın bahisleri iktiza iden âyet-i kerimede ihtimam ve lazım gelen mesâil-i fıkh-ı şerifi dahi münasebetiyle zikredüb kendi hattım ile tahririne de bed’ ve iki senede iki cildini tamam yazub birini padişahumuza Ebül-feth ve’l-meğazi Sultan Muhammed el-Gazi hazretlerine ve birini sair havas ve avâma vakf eyledikde Terceme-i Tibyân deyu tesmiye kılındı.”[4]

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere müellif bu tefsîrini Osmanlı padişahlarından IV. Mehmed’e takdim etmiştir. Dibacesinin sonunda, eserinin hata ve noksanlardan uzak olmayacağını belirterek erbab-ı ilmi buldukları hataları düzeltme iyiliğinde bulunmaya davet etmektedir.

Bu eserin kütüphanelerimizde birçok yazma nüshaları bulunmaktadır. (Velîyüddin No: 129, Süleymaniye’de ise birçok yazma nüsha vardır.) Bugüne kadar muhtelif baskıları yapılmıştır:

a) Terceme-i Tefsîr-i Tibyân, Arap harfleriyle dokuz kez basılmıştır. 4 cilt, Kâhire 1257/1841-1842, 1849, 1866-1867 (İstanbul, Matbaa-i Sultaniye), 1875, 1890-1891, 1891, 1899-1900, 1902-1903, 1905- 1906.

              aa- Tefsîr-i Tibyân (Bulak h.1257/m.1841.) İki cilttir:

Cilt 1: âyetler parantez arasına alınmış ve üzerine ince bir çizgi çekilmiştir. Harekesizdir. Kur’ân’ın başından Sûre-i isranın sonuna kadardır. Baş tarafında sürelerin bir fihristi vardır. 496 sayfadır.

Cilt 2: Sûre-i Kehf’den Kur’ân’ın sonuna kadar­dır. 398 sayfadır.

Bu cildin sonuna Mısır’da Bulak Matbaasında[5] 1259 tarihinde tab’edilmiş olduğu Arapça ibare ile dercedilmiştir.

             ab- Tibyân Tefsîri (Matbaa-i sultaniye. İstanbul h. 1290.) Dört cilttir :

Cilt 1: Mütercimin dîbacesi ile başlıyor. Tefsîrî Mehmed Efendi, kendi hayatından ve tefsîri terceme edişinden bahsediyor. Kur’ön’ın başından Sûre-i Mâide’nin sonuna ka­dardır. 522 sayfadır.

Cilt 2: Süre i En’am’dan Sûre-i İsra’nın sonuna kadardır. 466 sayfadır.

Cilt 3: Sûre-i Kehif’den Süre-i Melaike (Fatır) nin sonuna kadardır. 418 sayfadır.

Cilt 4: Sûre-i Yâ-Sîn’den Kur’ân’ın sonuna kadar­dır. Bu cildin sonundaki hatimede, yazarın Mehemmed Tefsîrî Efendi olduğu ve h. 1290’de İstanbul’da Matbaatü’s-Sultaniyye’de basıldığı kaydedilmiştir. 405 sayfadır. Âyetler harekesizdir ve parantez arasına alınarak üzerlerine birer çizgi çekilmiştir.

ac- Tefsîr-i Tibyân, 1307, Matbaay-ı Osmaniye, dört cilttir.

Cilt 1: Baştan Mâide sûresinin sonuna kadar olup 487 sayfadır.

Cilt 2: En’am Süresinden İsra Sûresinin sonuna kadardır. 435 sayfadır.

Cilt 3: Kehif sûresinden Melaike (Fatır) sûresinin sonuna kadardır. 390 sayfadır.

Cilt 4: Yâ-Sîn sûresinden Kur’ân’ın sonuna kadar­dır. 379 sayfadır.

ad- Tefsîr-i Tibyân (Ahter Matbaası, İstanbul h.1317.) Bu tefsîrin sahife kenarlarına Tefsîr-i Mevâkib basılmıştır. Dört cilttir.

Cilt 1: Bu ciltte baş tarafda verilen izahatta Ferruh Efendi’nin Mevâkib tefsîri de kıymetli bir eser olduğundan sahife kenarlarına dercedildiği kaydedil­miştir. Âyetler parantez arasında ve harekesizdir. Kur’ân’ın basından Sûre-i Mâide’ye kadardır. 370 sayfadır.

Cilt 2 : Sûre-i En’am’dan Sûre-i Esra’nın sonuna kadardır 357 sayfadır.

Cilt 3: Sûre-i Kehif’den Süre-i Melakie (Fatır) nin sonuna kadardır. 304 sayfadır.

Cilt 4: Sûre-i Yâ-Sîn’den Kur’ân’ın sonuna ka­dardır. 317 sayfadır.

b) İki kez de Latin harfleriyle basılmıştır. Kur’ân-ı Kerim Meali ve Tefsîri, Tibyân Süleyman Fahir tarafından latinize edilmiş ve sadeleştirilmiş. 4 cilt. İstanbul, 1956-1957, Süleyman Fahir, Tibyân çevirisinin dilinin yenilenmesi. Yeni baskı Ahmed Davudoğlu tarafından gerçekleştirilmiştir. 4 cilt. Sağlam Kitabevi İstanbul, 1980-1981.

ba- Süleyman Fahir tarafından Kur’ân-ı Kerîm Meali ve Tefsîri (Tibyân tefsîri) adıyla Bütün Kitabevi, İstanbul 1956’da basılan eser 4 cilttir. Latin hafleri ile ve bugünki dile çevrilen şeklidir. Naşir mukaddimesinde daha başka tefsîrlerden de istifade edilerek eserin daha mükemmel bir şekle konulduğunu belirtmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’in metni küçük kıt’ada sayfalar halinde Türkçe tercümenin aralarına konulmuştur. Âyetler numaralıdır. Ayrıca tercümeden evvel âyet­ler latin harfleriyle de yazılmıştır. Her sayfa başında cüz ve sûre numarası ve sûrenin adı kaydedilmiştir.

Cilt 1: Başdan Maide süresinin sonuna kadar, 320 sayfa.

Cilt 2: En’am süresinden Hicr süresinin sonu­na kadar, 320’den 608. sayfaya kadar.

       Cilt 3: Nahl süresinden Lokman süresinin so­nuna kadar, 611’den 903’e kadar.

            Cilt 4: Secde süresinden Kur’ân’ın sonuna ka­dar, 907 – 1295. Sonuna firhrist ilave edilmiştir.

bb- Kur’ân-ı Kerîm Meali ve Tefsîri (Tibyân Tefsîri) ;

Sadeleştiren: Süleyman Fahir Yeniden Basıma Hazırlayan; Ahmet Davudoğlu

Dört cilttir.

 Sûreler ve âyetler numaralıdır. Âyet metinleri çeşitli uzunlukta ve yeri geldikçe Türkçe metnin arasına konulmuştur. Her cildin sonunda o cildin fihristi ve konuların indeksi konul­muştur. Dördüncü ve son cildin nihayetine maddeler indeksinden sonra, sûrelerin Kur’ân-ı Kerîm’deki sıralarına göre fihristi ve ayrıca sürelerin alfabe sırasına göre bir fihristi ilave edilmiştir. 1. Cilt 448, 2. cilt 423, 3. cilt 512, 4. cilt 592 sayfadır.

Mehmed Efendi’nin tefsîri mufassal bir tefsîrdir. Âyetlerin tefsîrini yaparken ihtilaflar ve farklı görüşler üzerinde genişçe durmaktadır. Âyetlerle ilgili rivayetleri hemen hemen tamamen verdiği gibi tefsîrin aralarına sık sık ariflerin sözlerinden, menkıbelerinden ve güzel, ibretli hikâyelerden katmaktadır. Bu durum kitaba bir akıcılık ve renklilik sağlamakla birlikte hacmini de oldukça genişletmiştir. Bu nedenle daha sonraları bu eserin uzun olduğu, kolayca ele alınıp okunamadığı gibi şikâyetler zuhur etmeye başlamıştır. Herşeye rağmen Tibyân Tercümesi, Osmanlının ilim dünya-sına damgasını vurmuş herkes tarafından kullanılır olmuş bir eserdir. Bir sûrenin veya âyetin Türkçe tercümesini kullanmak isteyen kimselerin birçoğu kaynak göstermek sûretiyle bu tercümeyi kullamışlardır. Bunun misallerini sûre tefsîr ve tercümeleri kısmında göreceğiz.



[1] Katip Celebî, Keşfü’z-Zunûn, İstanbul 1971, I, 341 ve 436.

[2]Bkz. Bursalı Tahir Bey, Osmanlı Müellifleri, cilt, 2, 55.

[3] Dîbâce, s. 2.

[4] Dîbâce, s. 3-4.

[5] Mısır Bulak matbaası ve bastığı Türkçe eserlerle ilgili geniş bilgi için bkz. Alpay Kabacalı, Türk Yayın Tarihi, 1987, s. 73. Gazeteciler Cemiyeti yayınları.