Mütercim Tefsîrî Mehmed Efendi, Ayıntab’da[1] doğdu. On yaşını geçtiği bir zamanda Sivas’a gitti. Sivas’ta tahsilini tamamladıktan sonra müderris oldu. Medreselerde uzun yıllar talebe okuttu. Padişah IV. Mehmed’in daveti[2] üzerine İstanbul’a gelip burada bir müddet kaldı. Huzur derslerine katıldı. Sonra Padişah’tan tekrar izin alarak Sivas’a döndü. 1111/1699 tarihinde Rebi-i Evvel ayının yirmi ikinci Pazartesi gecesi vefat etti.[3] Kaynakların ifadesine göre Mütercim; âlim ve faziletli bir insandı, daima tefsîrle meşgul olurdu. Nakşibendî tarikatına mensub olub salih bir kişiydi. Ayrıca oldukça cömert olduğu, öğrencilerine yakın ilgi gösterdiği, onların gerektiğinde yol masraflarını dahi karşıladığı ve Ramazan’da her akşam iftar verdiği kaynaklarımızda zikredilmektedir.[4]
Mehmed Efendi’nin tanıtacağımız tefsîrinden başka şu eserleri bulunmaktadır:
a. Beydâvî Tefsîri’ne Hâşiye, Zariyat sûresinden Nas sûresinin sonuna kadar,
b. Âdâb-ı Mîrî Haşiyesi,
c. Akâid-i Hayalî Haşiyesi.
[1] Bugünkü Antep ili.
[2] Osmanlı padişahları ilme ve âlime değer veren, ilim-perver yüksek şahsiyetli kişilerdi. Tefsiri Mehmed Efendi’nin eserini takdim ettiği IV. Mehmed de aynı hususiyetleri taşımaktaydı. Nitekim mütercimimiz eserinin önsözünde bundan şu şekilde bahsetmektedir:
“Şevketlü padişahımızın dahî tab’-ı hümâyunları tetebbû-i kütüb-i nakliyye ve akliyyeye kemâl-i iştiğâl ve gâh begah tevârih ve siyer ve müellefât-ı hüner erbâbına ve kemâlât-ı ashabına nigah-efken tahsin ve bu bahane ile kadir-şinas ve dil-nüvazlık idüb etraf-ı memleketten nice ulemayı İstanbul’a davet buyurub cedlerinden ziyade in’am ve dil-nüvazlıkla ikram-ı tâm itmek adet-i müstahsenelerinden olmakla zamanlarında ehl-i tefsir ulema ve fünûn-u şettâya mâlik fudalâ dâîleri ve ferd üzre mevcud ve haftada iki kere huzûr-u hümayunlarında bahs olunub hıyn-ı istimâlarında ma’nâ-yı telezzüz-i Ku’rân ve tanassuh-i fahvây-ı Furkan buyurduklarından nâşî mukârin-i zât-ı cemîletüs-sıfatları olan vüzera ve ulema ve musâhibinden bendegânı dahi en-Nâs alâ dîni mülûkihim (İnsanlar hükümdarlarının dini ve anlayışı üzere olurlar) muktezasınca herbiri hayr-hâh idiler.” (Dîbâce-i Tercüme-i Tibyân, s. 3)
[3] Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmanî, İstanbul, 1996, III, 1022; Dîbâce-i Tercüme-i Tibyân, s. 2-4. İslâm Âlimleri Ansiklopedisi, XVI, 308-309. Bu kaynakta Tefsiri Mehmed Efendi, Şeyhulislam Debbağzade ile karıştırılmıştır.
[4] Sicill-i Osmanî, s. 1022.