Mekke fethedildiğinde Ebû Bekir (r.a), gözleri görmeyen ihtiyar babasını müslüman olmak üzere Allah Rasûlü’nün huzûruna getirmişti.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz onları görünce:
“–Yâ Ebâ Bekir! İhtiyar babanı niye buraya kadar getirip ona zahmet verdin? Biz onun yanına gidebilirdik.” dedi.
Hz. Ebû Bekir ise:
“–Onun size gelmesi daha uygundur. Allah’ın ona sevap vermesini istediğim için onu huzûrunuza getirdim.” dedi.
Hz. Ebû Bekir’in babası Ebû Kuhâfe (r.a), bey’at etmek üzere elini Allah Rasûlü’nün mübârek eline uzatınca Peygamber âşığı Ebû Bekir (r.a) kendini tutamayarak ağlamaya başladı.
Rasûlullah (s.a.v), Hz. Ebû Bekir’e hayretle niçin ağladığını sordu. Ebû Bekir (r.a) gözyaşları içinde şöyle dedi:
“–Yâ Rasûlallah, Sana bey’at etmek üzere uzanan şu el, babamın değil de Sen’in amcan Ebû Tâlib’in eli olsaydı da, bu vesîleyle Allah Teâlâ benim yerime Sen’i sevindirseydi, kim bilir ne târifsiz bir sevince nâil olurdum. Çünkü Sen, amcanı çok seviyordun…” (Heysemî, VI, 174; İbn-i Hişâm, IV, 25; İbn-i Sa’d, V, 451)
Sevilenin sevdiğini sevmek ve O’nda fânî olmak ancak bu kadar olabilir…