Ebû Zerr el-Ğıfârî (r.a), hidâyete nâil oluşunu anlatırken, Hz. Ali’nin misâfirperverliğinden de bahsederek şöyle anlatır:
“Ben Ğıfâr kabîlesinden bir kimseydim. «Mekke’de bir zât zuhûr etmiş, kendisinin peygamber olduğunu söylüyormuş» diye bir haber alınca, Allah Teâlâ daha o zaman gönlüme İslâm’ın muhabbetini düşürdü. Kardeşim Üneys’i bilgi almak üzere Mekke’ye gönderdim. Üneys Efendimiz’in sözlerini dinleyip geldi ve:
“–Onu, güzel ahlâkı emrederken gördüm ve şiir olmayan bir sözü söylerken işittim” dedi. Bu sözlerden tatmin olmadım. Hemen azığımı ve su tulumumu yüklenerek yola çıktım. Mekke’ye geldim. Peygamber Efendimiz’i tanımıyor, başkasına sormaktan da çekiniyordum. Mescid-i Harâm’da bekliyor, zemzem içerek açlık ve susuzluğumu gideriyordum.
O esnâda yanıma Hz. Ali (r.a) geldi ve:
“−Herhâlde siz buraların yabancısısınız?” dedi. Ona:
“−Evet!” dedim.
“−Öyleyse bize misâfir olun!” dedi.
Ali (r.a) ile birlikte gittim. Müşriklerin zorbalıkları ve estirdiği terör havası sebebiyle geliş sebebimi dahî soramadı. Sabah olunca Peygamber Efendimiz’i bulmak için tekrar Mescid-i Harâm’a gittim. Akşama kadar beklememe rağmen bir haber alamadım. Hz. Ali bana tekrar uğradı ve:
“−Siz hâlâ gideceğiniz yeri öğrenemediniz mi?” dedi. Ben:
“−Hayır” dedim. Ali (r.a):
“−Öyleyse gelin yine bize misâfir olun!” dedi.
Evlerine vardığımızda:
“−Senin hâlin nedir? Buraya niçin geldin?” diye sordu. Gizli tutacağına ve bana yol göstereceğine dâir söz aldıktan sonra:
“−Bize ulaşan habere göre burada bir zât çıkmış, kendisinin peygamber olduğunu söylüyormuş. O’nunla buluşup konuşmak üzere geldim” dedim.
“−Gelmekle çok iyi etmişsin! Bu zât Allah’ın Rasûlü’dür, hak peygamberdir. Sabahleyin beni tâkib et, girdiğim eve sen de gir! Ben senin için tehlikeli bir şey görürsem, ayakkabımı düzeltiyormuş gibi duvara dönerim, sen de geçer gidersin” dedi.
Nihâyet Peygamber Efendimiz’in huzûruna vardık… Bana İslâm’ı anlatınca hemen müslüman oldum. Rasûlullah (s.a.v) müslüman olmama çok sevindi ve mesrûr bir çehreyle tebessüm etti… Bir müddet Peygamber Efendimiz’in yanında kaldım. Daha sonra:
“−Ey Allah’ın Rasûlü! Bana ne yapmamı emredersin?” dedim. Rasûlullah (s.a.v):
“−Sana emrim gelince İslâm’ı kavmine teblîğ et! Ortaya çıktığımızı haber alınca yanıma gel!” buyurdular.[1]
[1] Bkz. Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 33, Menâkıb 10; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 133; Ahmed, V, 174; Hâkim, III, 382-385; İbn-i Sa‘d, IV, 220-225.