2. Mişkatü’l-hayât fî tefsîri’l-âyât

Tebrizî bu eserinde Kehf Sûresinde anlatılan Zülkarneyn kıssası ile ilgili 83-98. âyetlerin işari tefsîrini yapmaktadır. Âyetlerin zahiri ma’nâlarını ve tefsîrlerini, Zülkarneyn’in âyetlerde anlatılan fiilleri tefsîr, siyer ve tarih kitaplarında tafsilatı ile anlatıldığı için, burada çok kısa olarak verdikten sonra âyetlerin işârî ma’nâlarını, eşyânın hakikatını ve melekûtunu anladıklarını söylediği Allah’ın velî kullarından bilhassa da el-Hâc Mirza Muhammed Şefî’den dinlediği ve öğrendiği şekilde irfan ehline ve müslüman kardeşlerine hediye etmektedir:

“Sadedinde olduğumuz tefsîr ve beyân nezd-i ehl-i zahirde maruf ve meşhur ve kütüb-i tefsîriyye-i zahiriyyede mübeyyen ve mestûr olduğu vechile olmayub ancak melekût-ı eşya ve hakayık-ı sıfât ve esma ve zerrât-ı kainât-ı ulyâ ve süflâyı görmüş ve bilmiş ve nokta-i ilimden hâsıl olan besmelenin erkan-ı erbaasından cereyân eden enhârın müctemii bulunan bahr-ı a’zamın şuab ve haliclerinin menahil ve şevârîine vârid ve vakıf olmuş olan evliya-yı aktâb ve ulemay-ı atyâb ecellallahu Teâlâ şânehum hazeratının beyânat-ı latifelerinden bi-hükm-i huzu’l-ilme min efvâhi’r-ricâl[1] teallüm ve ahz itmiş olduğumuz hakayık-ı esrardan ehl-i irfâna armağan ve ihvan-ı ebrara yadigar olmak üzre vüs’-i maqderet ve iktizay-ı hale göre bir nebzecik beyân olunur.”[2]

Müellif, bu âyetlerin tefsîrinin zahiri tefsîr metodu ile olamıyacağı kanısında olduğundan dolayı alışmış olduğumuz ıstılahları, kaideleri ve kuralları belirli bir süre için de olsa ‘gûşe-ı nisyâna’ bırakmamız gerektiğini düşünmektedir.

Kısa ve özlü cümleleri tercih etmeye çalışan Necef Ali, süslü ve sanatlı sözlerden, tekellüften kaçınmaya gayret göstermektedir.

Yazar, Bursalı İsmail Hakkı, İbn Arabî ve Mevlana başta olmak üzere Asım Efendi’nin Okyanus’undan, İmam Hişam’ın Tîcân’ından, Te’vîlat’tan, Mahmud Şebüsteri’den istifade etmekte zaman zaman bu âlimlerin görüşlerine başvurmaktadır. Bilhassa Rûhu’l-beyân ve Mesnevî’den sık sık uzun nakiller yapılmaktadır.

Müellif, “Zülkarneyn kıssasının nihayeti buraya kadar olub bundan ileriye varılması dahi şimdilik tecviz buyrulmadığından anân-ı kalemi geruye tutarak”[3] diyerek kıssa ile ilgili ifadelerini noktalamakta ve daha fazla yazmasına şimdilik müsaade edilmediğini belirtmektedir.



[1] “İlmi âlimlerin ağızlarından alınız” manasında kadîm ulema arasında meşhur olan bir sözdür. İlim öğrenmede hocanın ve sözü sağlam kaynaktan almanın ehemmiyetine işâret etmektedir.

[2] İstanbul, 1289, s. 3-4.

[3] s. 100.