Bu eser, sayfanın ortasında küçük bir çerçeve içerisinde daha çok Beydâvî’den nakiller yapılarak oluşturulmuş Arapça bir tefsîrdir. Çerçevenin kenarında, metinden daha fazla, Tefsîr’in hâşiyesi bulunmaktadır. Müellif çerçeve içerisindeki bölümde bir âyetin tefsîrini bitirdikten sonra “Tercüme” diye bir başlık atarak önceki âyetin Türkçe tefsîrini yapmaktadır. Bu Türkçe tefsîrleri umûmiyetle Tıbyân tefsîrinden nakletmektedir.
Muhammed Ârîf, tefsîr metninde ve hâşiye kısmında birçok eserden istifade etmekte ve nakillerde bulunmaktadır. İsimlerini belirttiği eserler şunlardır: Kâdî Beyzâvî Tefsîri ve onun Şeyhzâde Hâşiyesi, Rûhu’l-beyân, Hâzin, Tefsîr-i Hanefî, Tıbyân, Hayâtü’l-kulûb, Hey’etü’l-İslâm.
Bu metodu izleyen diğer iki tefsîr de ilerki sayfalarda tanıtacağımız Anonim, Nebe’ Sûresi Tefsîri ve Yakub el-Afvî’nin Yusuf Sûresi Tefsîri’dir. Bu eserler aslında Arapça yazılmışlardır. Ancak tefsîrini yaptıkları âyetlerin bir de Türkçe tercümesini veya muhtasar tefsîrini de vermeyi mühim bir vazife olarak görmüş, Arapça bilmeyenlerin de istifadesini düşünmüşlerdir. Başka Türkçe tefsîrlerden naklediyor olsalar da böyle güzel bir düşünceyi ortaya fiil olarak koyup eserlerini halkın da kısmen anlayabileceği bir seviyede tutmaları, hem kitaplarına bir güzellik ve renklilik katmış hem de her türlü takdire layık bulunmuştur. İşte bu husûsiyetlerinden dolayı da birçok kimse tarafından Türkçe eserler sınıfına dâhil edilmişler ve biz de incelediğimiz eserler kapsamına almış bulunmaktayız.
Kitap 55 sayfadır. İstanbul’da hicri 1264 tarihinde Muhammed Said’in nazâretiyle Daru’t-Tıbaati’l-Amire’de[1] taşbaskıyla basılan Tefsîr-i Sûre-i Mülk ikinci defa yine İstanbul’da 1303 tarihinde Esad Efendi Matbaasında basılmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi Tırnovalı Bölümü 197 ve 198 numaralarda bulunan bu iki baskı arasında hiçbir fark bulunmamaktadır.
[1] “Bu matbaada basılan ilk eserler arasında 1838’de basılmış olan Tercüme-i Nuhbetü’l-Menkûl fî Kavlihi Teâlâ “Ve mâ Muhammedün illâ rasûl” isimli Türkçe âyet tefsiri bulunmaktadır. Bu eser basılan ilk Türkçe tefsir olmalıdır.” (Bkz. Kabacalı, s. 55)