C- Meal

Meal, bir şeyin varacağı gaye manasına ism-i mekândır. Bundan başka meal bir şeyi eksiltmek manasına da gelir, onun için örfte bir kelamın manasını her yönüyle aynen değil de biraz noksanıyla ifade etmeğe de meal denilmiştir.[1]

Meal kelimesi daha önce bugün bildiğimiz manada kullanılmaz iken Elmalı’lı Muhammed Hamdi Yazır’ın, Kur’ân-ı Kerîm’in manalarını Türkçe olarak ifade etmede eksik kaldığını anlatmak maksadıyla bu kelimeyi tefsîrinin isminde kullanmasından sonra edebiyatımıza girmiş ve farklı bir mana daha kazanarak günümüze kadar gelmiştir.[2] Burada şu konuya tekrar dikkatleri çekmek gerekmektedir ki bir itiraza mahal olmasın; meal kelimesine daha önceki tefsîrlerde de rastlanmaktadır. Mesela ileride göreceğimiz gibi Sırrı Giridî, âyetlerin tercümelerini yazarken ‘Hulasa-i meal-i münüfi’ başlığını kullanmaktadır. Ancak onun meali, bir nevi tefsîrî tercüme niteliğindedir. Burada bizim tarifini verdiğimiz meal ise bundan tamamen farklı bir şekil ve anlayış arzetmektedir.



[1] Yazır, I, 30; Yazma nüshada bu parağraf yoktur.

[2] Meal sözcüğü ise, 1935’te Elmalılı Hamdi Yazır’ın Yeni Mealli Türkçe Tefsîr adlı eserinin neşriyle edebiyâtımıza girmiş olup bu sözcük o dönemin şartları neticesinde terimleşmiş, zamanla da form ve içeriği bu günkü standart haline ulaşmıştır. (Cündioğlu, Anlamın Tarihi, s. 268)