Lügat manası itibariyle keşf etmek, beyân etmek, üzeri kapalı bir şeyi açıklamak, ızhar etmek gibi manalara gelen tefsîr bir ilim olarak şöyle tarif edilir: Kur’ân-ı Kerîm’de mevcut olan hafi, garib, müşkil… lafızlarla, neyin murad edildiğini, bu ilme ait usul ve esaslara uymak şartıyla, dirâyet ve rivâyet yollarından biri yahut her ikisiyle keşf ve izah etmektir.[1]
Osmanlı döneminde yaşamış olan âlimlerimizin yapmış oldukları tarifler genelde birbirlerinin aynısı olduğu için buraya misâl kabilinden iki tanesini aldık:
Elfâz-ı Kur’âniyyenin keyfiyyet-ı nutkundan, medlülât-ı lügaviyye ve ıstılâhiyyesinden, ahkâm-ı efrâdiyye ve terkîbiyyesinden, hâl-ı terkibde elfâz-ı mezkûreye mahmûl olan me’âni-ı sâneviyyesinden, mârifet-ı neshten, sebeb-i nüzulden, mübhemi muvaddıh kıssalardan bahs eyler.[2]
“Bir ilimdir ki onda elfâz-ı Kur’ân’ın keyfiyyet-i nutkundan, medlûlâtından, efrâdî ve terkibî ahkâmından ve terkîbi hâlindeki meânisi ile bunların tetimmâtından bahs olunur.[3]
Bu tarifler tefsîr ilminin tecvid, kıraat, sarf, nahiv ilimlerini ve fıkıh usulünden delâlet bahislerini de ihtiva etmektedir.