A-Tercüme

Lügat manasıyla tercüme; tefsîr ve beyân etmek, çevirmek, nakletmek, bir dilden başka bir dile çevirmek, bir lisanı diğer bir lisan ile tefsîr ve beyân etmek, [1] bir lafzı onun yerini tutacak başka bir lafız ile değiştirmek, [2] bir lisandan diğer bir lisana çevirmek[3] gibi anlamlara gelir. Bu açıklamaları şöyle ifade etmek de mümkün; bir lisanda söylenen sözleri veya yazılan bir metni, başka bir lisana çevirmek[4] bir kelâmın manasını diğer bir lisanda dengi bir tabirle ifade etmektir.[5]

Istılah manasıyla tercüme ise: İlahi kelamın manasını, bütün mana ve maksatlarına bağlı kalmak şartıyla, Arapça’dan başka bir dildeki kelimelerle ifade etmektir.[6]

 Tercümenin bu şekilde, aslın mana ve maksatlarına tamamen mutabık olması için, sarahatte, delalette, icmalde tafsilde, umumda hususta, ıtlakta takyitte, kuvvette isabette, hüsnü edada, üslub ve beyânda; hasılı, ilimde, sanatta, asıldaki ifadeye, hem mana hem de tabir itibariyle müsavi olması gerekir. Bütün bu hususlarda asla muvafık ve mutabık olmaması halinde tercüme mükemmel olamaz; eksik bir anlatış olur.[7]

Edebi bir hususiyet taşımayan, sadece akıl ve mantığa hitab eden ilmi ve fikri eserlerin ifade gücü bakımından zengin ve gelişmiş dillere gerçek manada tercümesi mümkün olduğunda şüphe yoktur. Hâlbuki hem akla hem ruha hem de edebi zevk ve hissiyata hitab eden, kıymetli eserlerin herhangi bir dile tercümelerinde başarılı olunduğu nadiren görülmektedir.[8] Eğer eserin yazıldığı dil Arapça gibi oldukça zengin ve canlı, tercüme edildiği dil ise ona nazaran daha sığ ve basit ise bu tercümenin başarılı olma ihtimali söz konusu değildir.

Hâsılı, terceme Kur’ân’dan mütercimin anlayabildiği kadar bazı şeyleri anlatabilirse de hakkıyla anlatamaz, anlattığı şeylerde de Kur’ân hükm ve kıymetini haiz olamaz. Mamafih şunu da unutmamalıdır ki Kur’ân anlaşılmaz bir kitab değildir. Hatta ve lakad yessarna’l-Kur’âne li’z-Zikri fe hel min müddekkir[9] buyurulduğu üzre manasını en kolay ve açık bir sûrette anlatan ve tekellüfsüz, tasannusuz su gibi akan, nur gibi parlayan bir kitab-ı mübindir. O kendisini bütün insanlığa duyurmak ve anlatmak için nazil olmuş ve duyurmuştur. Ancak onun manası ihata olunub bitirilemez. Bir manası inkişaf ederken arkasından bir mana daha, arkasından bir mana daha ilh… yüz gösterir.[10]



[1] Asım Efendi, Kamus Tercümesi (el-Okyanûsu’l-Basît fî Tercümeti’l-Kâmûsi’l-Muhît), İst. 1305.

[2] Ebu’l-Bekâ, Killiyât, ‘Terceme maddesi’, Bulak, 1253. s.129.

[3] Şemseddin Sâmî, Kamus-ı Türkî, İstanbul, 1978, s. 397.

[4] Hüseyin Kazım Kadri, Türk Lügati (Dili), Türk Dillerinin İştikakı ve Edebi Lügatleri, İstanbul, 1928, II, 134.

[5] Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İst. 1971, s. 9; Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, Yazma nüsha, Mahmud Bedreddin Yazır, 1354, I, s. 4.

[6] Muhammed Abdülazim Zerkâni, Menahilü’l-İrfân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Kahire ts. II, 7.

[7] Yazır, I, 9; Aydar, s. 58.

[8] Yazır, I, 9-10; Yazma nüsha, I, 4.

[9] Kamer, 17, 22, 32, 40, “Şânımnâmına Kur’ân’ı müyesser (kolaylaştırılmış) de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?”

[10] Yazır, I, 15-16; Yazma nüsha, I, 10.