Medrese âlimlerinin okudukları dersler ve aldıkları icazetnamelere göre karşımıza zengin ve geniş bir müfredat proğramı çıkmaktadır.
1286/1869 tarihli İstanbul medreseleri listesine göre Osmanlı medreseleri müfredat proğramı:[1]
Şeyhülİslâm Akşehirli Hasan Fehmi Efendi’nin (1298/1880) emriyle 13 Rebiülahir 1286 (23 Temmuz 1869)’da hazırlanmış bulunan bu liste, sadece bu tarihte sayıları 166’yı bulan faal İstanbul medreselerini ihtiva etmektedir.
Listenin başlıca hususuiyetleri şöyle sıralanabilir:
1- Her medresenin mevcudu ayrı ayrı belirtilir.
2- Toplam nüfus yanında her medresede,
a) Kaç dersiâmm bulunduğu,
b) Her dersi ne kadar talebenin takip ettiği ve
c) Bu tarihte medreselerde hangi derslerin okutulmakta olduğu[2] görülmektedir.
3- Listenin sonunda, bu tarihte İstanbul medreselerinde toplam olarak,
a) Kaç dersiâmm bulunduğu
b) Her dersi ne kadar talebenin takip ettiği
c) Bütün medrese talebelerinin sayısı da verilmiştir.
Buna göre, 1869’da İstanbul medreselerinde 5369 talebe bulunmakta, bunlardan 93’ü hıfza çalışmakta, 578’i sarf, 3027’si nahv olmak üzere 3605 talebe Arapça grameri görmekte, 1101 mantık (374 Fenari, 610 Tasavvurat, 117 Tasdikat), 287’si Akaid Şerhi, 108’i Kâdîmîr[3], 182’si ise Celâl okumaktaydı. Tayin bekleyen 213 mezun bulunan medreselerde 180 dersiâmm da ders vermekteydi. Bu sûretle hoca ve talebelerin toplam sayısı 5769’a ulaşıyordu.
Bu listeye bakılarak, XIII/XIX. asır sonlarında İstanbul medreselerinde müretteb derslerden sadece sarf, nahiv, mantık, akaid, hikmet ve kelam derslerinin okunduğunu, hadis ve Tefsîr gibi diğer derslerin ihmal edildiğini çıkarmak doğru değildir. Çünkü bu tarihlerde müretteb derslerin hepsini de okuyup icazet alan pek çok öğrenci vardır. Esasen bir öğrencinin, hadis de dahil, okuduğu bütün âlet ilimleri en yüce konu (matlab-ı a’lâ) olan Kur’ân-ı Kerîm’i anlamaya, diğer bir deyişle tefsîre yöneliktir.[4]
Osmanlılar, medresedeki eğitim ve öğretim faaliyetlerini vakıflar vasıtasıyla devam ettirdiler. Fatih’in İstanbulu feth ettikten hemen sonra “Sahn-ı Semen” medreselerini tesis ettirmesi ve bunların giderlerini karşılamak için vakıf kurmasından sonra, ilim merkezi hâline gelen İstanbul’da hükümdar başta olmak üzere sultanlar, vezirler, ilim adamları, saray mensupları ve maddi durumu iyi olan halk tarafından pekçok medrese inşa olunmuştur. Yalnız Mimar Sinan’ın başmimarlığı zamanında İstanbul’da inşa edilen medreselerin sayısı, 6’sı Süleymaniye medreseleri olmak üzere 55’i bulmaktadır. XVII. asrın son çeyreğinde ise İstanbuldaki medrese sayısının 126’ya ulaştığı görülmektedir. Fetih’ten XIX. asra kadar İstanbul’da inşa edilen medrese sayısı 500’ü aşmaktadır. Ancak bunların büyük bir kısmı yangın ve deprem gibi tabii âfetlere maruz kalarak yıkılıp yok olmuş veya terk edilmiştir.[5]
XIII/XIX. asır sonlarında “ikmal-i nuseh” ederek icazet alan öğrencilere aşağıdakiler örnek olarak gösterilebilir:
1. Ahmed Cevdet Paşa’nın (1312/1895), Tezakir adlı eserinde verdiği bilgiler, medrese ders proğramının XIX. asır sonlarındaki durumunu göstermesi açısından mühimdir: Lofça müftüsü Hafız Ömer Efendi’den 15 yaşına gelmeden Arabî ilimleri, Şer’î ilimleri,mantık ve beyân’ı okumuştur. Büluğa ermeden Halebi ve Mülteka okudu. 15-16 yaşlarında İstanbul’a gelerek Fatih Camii’nde âli ilimlerin tahsili ile meşgul oldu. Medreselerin tatil günlerinde ‘müretteb olan dersler’ den başka cüz’iyat’a dair pekçok risâle, eski tarz üzere hisab, cebir, hendese, hey’et ve hikmet fenlerine dair pekçok kitap okudu. Hendese-i Berriyye hocası Miralay Nuri Bey’e Muhtasar Me’ânî ve Kâdîmîr okuttu. Ondan hisab, cebir, hendese, logaritma, Usul-i Hendese, Hüseyin Rıfkı Tamanî’nin Mecmû‘atü’l-Mühendisîn’i, Oktant Risâlesi, İshak Efendi’nin Ulum-i Riyaziyye’si gibi yeni usul üzere riyazi ilimler öğrendi. Papas-oğlu Medresesi’nde İbnü’l-Hacib’in eş-Şafiye’sini okutup üzerine ta’likat yazarak Gâyetü’l-Beyân adını verdi. İmam-zade Es’ad Efendi’den Şerh-i Akaid dinledi. Süleymaniye Camii’nde Antakyalı Said Efendi’den Mutavvel okudu. Giritli’nin Fatih Camii’ndeki Mutavvel derslerini dinledi. Medreselerin tatile girdiği üç aylarda Hafız Seyyid Efendi’den ders okudu. Arnavud Ali Efendi’den Âdâb ve Arûz dersi aldı. Birgili Şâkir Efendi’den Dülgeroğlu Camii’nde sabahları mantık ikindiden sonra Vidinli’den Mutavvel okudu, Fatih Camii’nde Kara Halil Efendi’den de Vaz’iyye-i İsâm okudu. Hoca Hüsameddin Efendi’den Mesnevî-i Şerif, Şair Fehim Efendi’den Şevket ve Urfî divanlarını okudu. Murat Molla Şeyhi’nden Mesnevî-i Şerif, Kaside-i Bür’e ve Hizbu’l-Bahr okutma icazeti aldı.[6]
2. Tâifli Abdullah Kemal Efendi (1907’de hayatta) ibtidai mekteblerde hıfzını ikmal ettikten sonra sarf, nahv, beyân, me’ani, mantık, tefsîr, fıkıh ve hadis tahsil etmiştir.[7]
3. İstanbullu Raşit Efendi (1912), Süleymaniya Camiinde sarf, nahiv, mantık, ilm-i kelam, hikmet, fıkıh, usul-i fıkıh, meani, hadis ve Tefsîr fenlerini itmam ile icazet almıştır.[8]
4. Trablusşamlı Abdülhamid Hamdi Efendi (1913), Mısır’da Câmi’ül-Ezher’de sarf, nahiv, mantık, meani, bedi, beyân, hendese, coğrafya, ilm-i hisab, hikmet, tarih, fıkıh, usul-i fıkh, ilm-i kelam, ilm-i hadis ve ilm-i tefsîr okumuş daha sonra İstanbul’da Kemankeş Kara Mustafa Paşa medresesinde ulum-ı âliye ve ulum-ı ‘âliyeyi ikmal ederek icazet almıştır.[9]
5. Hasan Tahsin er-Rizevî (XIX. Asrın ilk çeyreği), Hafız Hasan Efendi b. Yusuf el-Yenicevî el-Ödemişî’den 16 yaşından evvel hisab, tecvid, Kur’ân, sarf, nahiv, beyân, Bedru’n-Naci adlı İsagoci şerhi, el-Fenari, Velediye okumuş. Şevket Efendi b. Salih er-Rıfki el-İstanbuli’den es-Seyyid, es-Siyelkuti, Isam Haşiyeleri, et-Tasavvurat, Tasdikat, el-Hayali, Şerhu’l-Akaidi’n-Nesefiyye, Usulü’l-Hadis, eş-Şemailü’ş-Şerif, Beydâvî, Muhtasaru’l-Meani, Mir’atü’l-Usul, Kelam; Dağistanlı Kadıasker Muhyiddin Efendi’den Isamu’l-Akaid, Siyelkuti haşiyeleri, el-Hayali, Kadımir; AbdülKerîm Efendi el-İlbesani’den Hafız Seyyid Efendi’nin Şerhu’l-Alâka’sını, Şerhul Mecami minel usul, Şerhul Metali, Şerhul Mevakıf, İşarat; AbdülKerîm Efendi el-Amasyavi’den Şerhu’l-Çağminî’yi tahsil etti. Muhammed Said Harputi’den de icazet aldı.[10]
6. Hafız Üveys Vefa b. Mehmed el-Erzincani, 1311/1893 tarihinde icazetname almıştır. Bu icazetnameye göre okuduğu dersler şöyledir: “Tahsile elif-ba öğrenerek başladım. Kur’ân’ı hatmettim. Seyyid el-Hacc Hafız Hüseyin es-Sabri el-Ispartavi el-Üsküdari’den sarf, itikat usulü, fıkıh; Daru’l-Mearif mektebi hocalarından es-Seyyyid Bekir Efendi’den, es-Seyyid Mehmed Efendi’den ve İshak Efendi Harputi’den sarf, nahiv, mantık, münazara ve vad‘ dersi aldım. Hafız Ahmed Tevfik b. İbrahim el-Monlaki Efendi’den menkul, ma’kul, hadis, tefsîr, fürû‘ ve usul aldım. Seyyid el-Hacc Ahmed Necib Efendi b. Ahmed’den bir kaç sene fıkıh, usul, belağat, vaz‘, aruz, kavafi, geometri dersi aldım, Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledim. 1291 senesinde babam Kahire kadısı iken eş-Şeyh İbrahim eş-Şafii el-Ezheri’den Sahih-i Buhari, Ebu’s-Suud Tefsîri, Risâletü’l-Ehadisi’l-Evail mine’l-Kütübi’s-sitte ve başka kitaplar okuyub icazet aldım.”[11]
Tanzîmât döneminin önde gelen âlimlerinden bir kısmının takip ettikleri müfredat proğramı ve okudukları kitaplar şunu gösteriyor ki o dönemde medreselerde yüksek seviyede bir eğitim devam etmektedir. Dinî ilimler ve din âlimleri açısından ciddi bir problem gözükmemektedir. Sadece Batı yanlısı fikir akımlarının etkisinde kalan halkın âlimlere olan itibarında bir azalma olduğundan ulema-halk diyaloğunda kopuşlar ve aksamalar meydana gelmiştir. Esas problem medreselerin pozitif ve teknik bilimler açısından müfredatlarını yenileyememesi, Batı’da meydana gelen gelişmeleri takip edememesi, dolayısıyla gündemi yakalayıp onu toplum lehine tatbik edebilecek pozitif sahada etkin bilim adamlarını yetiştirememesidir. Bu bakımdan bilimsel ve teknolojik olarak Batı karşısında geri kalışımızın ağır faturasını din âlimlerine yüklemek ve bu alanda bir takım olumsuz fikirler beyân etmek gerçekçi olmasa gerektir.
[1] 16. yy için bkz. Turgut, Ali, “Osmanlı Tefsîr Çalışmalarına Genel Bakış”, Din Öğretimi Dergisi, 1989. sayı, 18, s. 28.
[2] Aşağıda isimleri geçecek olan ders ve kitap isimleri hakkında açıklayıcı bilgi için bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, Ankara, 1988, s. 19-23 ve 39-44; Türk Maârif Tarihi, c. I, s. 102.
[3] Haşiye ala Şerhi’l-Hidaye li Kâdîmîr, Hacı Selim Ağa, 671.
[4] Cevat İzgi, Osmanlı Medreselerinde İlim, İstanbul, 1997, s. 108-109; Bir tür diploma anlamına gelen ve medreseyi bitiren öğrenciye verilen icâzetnâmenin genellikle Râzî’ye dayandırılması, Osmanlı’da tefsîre ve tefsîrciye verilen kıymetin tarihi belgesi niteliğindedir. Turgut, s. 28.
[5] Ziya Kazıcı, İslâm Tarihi, İst. 1997, XI, 374.
[6] Cevdet Paşa, Tezâkir, I, 528.
[7] Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, İstanbul, 1996, I, 80.
[8] Albayrak, IV, 248.
[9]Albayrak, I, 126-127.
[10] İzgi, s. 107.
[11] İzgi, s. 108.