İfk Hâdisesi

Seferde Hz. Âişe vâlidemiz de vardı ve hicâb âyeti nâzil olduğu için bir hevdecin içinde gidiyordu. Dönüşte Medîne’ye yaklaştıklarında bir iş için hevdecinden inmişti. Döndüğünde kolyesini kaybettiğini anladı. Geri dönüp aramaya başladı. Bu esnâda ordu hareket etti. Hz. Âişe validemizin hevdecin içinde olduğunu zannettiler. Kolyeyi bulup geldiğinde ordu uzaklaşmış, gözden kaybolmuştu. Geride kaldığını fark edip kendisini bulsunlar diye orada bekledi. Ashâb-ı kiramın en hayırlılarından olan ve ordunun artçısı olan Safvân bin Muattal es-Sülemî onu görüp devesine bindirdi ve Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) girdikten sonra Medîne’ye ulaştı. Münâfıklar bunu fırsat bilerek konuşmaya ve Muhtereme Vâlidemiz’e iftirâ atmaya başladılar.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) bu durumdan çok bunaldılar. Hz. Âişe (r.a) vâlidemiz de hasta oldu. Cenab-ı Hakk’ın kendisini temize çıkarmasını bekliyordu. Allah Rasûlü (s.a.v) ona, âilesinin yanına gitmesi için izin verdiler. Vahiy tam bir ay sonra geldi. Nûr Sûresi 11-20. âyetler.

Vahiy gelmeden önce Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) insanlara bir hutbe îrâd etmişlerdi. Allah’a hamd ve senâdan sonra:

“‒Ken­dileri hakkında asla bir kötülük bilmediğim ehlime sövmekte olan bir topluluk hakkında görüşünüz nedir?” diye ashâbıyla istişâre ettiler.

Bu esnâda Ensâr’dan bir zât (Ebû Eyyûb r.a):

“‒Sübhâneke! Seni tenzîh ederiz Allah’ım! Bu iftirayı konuşmak bizlere yakışmaz. Seni tenzîh ederiz! Bu büyük bir iftiradır!” dedi. (Buhârî, İ’tisâm, 28)

Üç Müslüman hâriç diğerleri tam bir uyanıklık içinde münâfıkların ağına düşmemişlerdi.

Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin zevcesi Ümmü Eyyûb, kocasına:

“–İnsanların Âişe aleyhinde söyledikleri şeyleri işittin mi?” diye sordu. Ebû Eyyûb:

“–Evet! İşittim. Onların hepsi yalan ve uydurmadır!” dedi. Sonra hanımına:

“–Sen böyle bir kötülük yapar mısın?” diye sordu. O da:

“–Hayır! Vallâhi ben kat’iyyen böyle bir kötülük yapmam!” dedi.

Bunun üzerine Ebû Eyyûb (r.a):

“–Sen böyle olunca, vallâhi Âişe senden daha hayırlıdır!” dedi. (İbn-i Hişâm, III, 347; Vâkıdî, II, 434)

Vahiy gelince Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) Mıstah, Hassân ve Hamne’ye iftirâ cezâsı (Hadd-i Kazf) tatbik edilmesini emrettiler. (Heysemî, IX, 230)

Münafıklara ise had tatbik edilmedi. Zira onlar, kendilerine had tatbik edilmeye ehil değillerdi, cezâları âhirete kaldı.

Ebû Bekir (r.a), akrabası olan Mıstah’a devamlı yardımda bulunurdu. Hz. Âişe vâlidemize ağır iftiraların atıldığı İfk Hâdisesi’nde onun da müfterîlerin arasında yer aldığını görünce, bir daha ona ve âilesine iyilik yapmayacağına dâir yemin etti. Hz. Ebû Bekir’in yardımı kesilince Mıstah ve âilesi perişan bir hâle düştüler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerîmeyi inzâl buyurdu:

“İçinizden fazîletli ve servet sâhibi kimseler, akrabâya, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere (mallarından) vermeyeceklerine dâir yemin etmesinler; affetsinler, bağışlayıp geçsinler. Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (en-Nûr, 22)

Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a):

“–Ben elbette Allah’ın beni affetmesini isterim!” diyerek yapmış olduğu hayra devâm etti. Yemini için de keffâret verdi. (Buhârî, Meğâzî, 34; Müslim, Tevbe, 56; Taberî, Tefsîr, II, 546)

{

İffet timsâli Âişe vâlidemize yönelik iftirâ furyasına Hassân bin Sâbit de kendini kaptırmıştı. Ancak muhtereme vâlidemiz daha sonra onu, Rasûlullâh’a duyduğu muhabbet sebebiyle affetti. Yeğeni Urve bin Zübeyr şöyle anlatır:

Teyzem Âişe (r.a)’nın yanında Hassân’a kızmaya ve hakkında ağır konuşmaya başladım. Hz. Âişe beni durdurarak şöyle dedi:

“–Ona hakâret etme, çünkü o şiirleriyle Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’i müdâfaa ederdi.” (Buhârî, Edeb 91, Menâkıb, 16)

{

Medîne’ye gelince, Benî Mustalik reisinin kızı Cüveyriye, Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz’e gelerek, âzâd edilebilmesi için yardım talep etti. Sâbit bin Kays’ın hissesine düşmüş, onunla mükâtebe yapmıştı.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) Hz. Cüveyriye (r.a) vâlidemizi âzâd edip kendisiyle evlendiler. Bu evlilik, Benî Müstalik’ten yedi yüz kadar harp esirinin karşılıksız âzâd edilmesini sağlamış ve bundan dolayı yüzlerce kişi müslüman olmuştur. Zira müslümanlar “Bunlar artık Allah Rasûlü’nün akrabalarıdır!” diyerek ellerindeki esirleri serbest bırakmışlardır. Hz. Âişe (r.a):

“Kavmi için Cüveyriye’den daha hayırlı ve bereketler getiren başka bir kadın görmedik; onun sebebiyle Benî Mustalik’ten yüz hâne halkı âzâd olundu” demiştir. (Ebû Dâvûd, Itk, 2/3931)

Bir müddet sonra babası Hâris bin Ebî Dırâr Medîne’ye gelerek Efendimiz’den kızını serbest bırakmasını istedi. Rasûlullah (s.a.v) onu serbest bırakınca Cüveyriye (r.a), Allah Rasûlü ile kalmayı tercih etti. (İbn-i Sa’d, VIII, 118)

Bunun üzerine babası ve kavmi Müslüman oldular.

{

Bu gazveden şu hükümler çıkarılabilir:

– Kendilerine dâvet ulaşan bir kavme, herhangi bir îkazda bulunmadan baskın yapılabilir. İslâm dâveti ulaşmayan toplumları ise savaşmadan evvel İslâm’a dâvet etmek îcâb eder.

– Zînâ iftirâsı atanlara Kazif Haddi tatbik edilir.

– Hz. Âişe vâlidemiz hakkında âyet-i kerîmeler nâzil olduktan sonra ona dil uzatanların kâfir olduğu hususunda ulemâ ittifak etmiştir.

– Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz de bir beşerdir ve vahiy ona hâriçten, Cenâb-ı Hak’tan gelmektedir.