Tevbe ve İstiğfâr Namazı

Hz. Ali t şöyle der:

“Ben Peygamber Efendimiz’den bir hadis duyduğumda, Allah Teâlâ bana o hadisten dilediği kadar istifade ettirirdi. (Yani onunla amel ederdim). Rasûlullah r Efendimiz’in ashâbından biri bana hadis rivâyet ettiğinde ondan yemin etmesini isterdim. Yemin ederse sözünü kabul ederdim. Bir defâsında Ebû Bekir t bana bir hadis rivâyet etti. Şüphesiz Hz. Ebû Bekir t doğru söylerdi (Bu sebeple ona yemin ettirmezdim). Dedi ki:

«–Rasûlullah r Efendimiz’in şöyle buyurduklarını işittim:

“Bir kul herhangi bir günah işlediğinde, kalkar, güzelce abdest alıp iki rekât namaz kılar ve Allah’a istiğfar ederse, Cenâb-ı Hak muhakkak o kulunu mağfiret buyurur.”

Sonra Rasûlullah r veya Ebû Bekir t şu âyet-i kerimeyi okudular:

“Onlar (müttakî mü’minler), bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde, Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmrân, 135)[1]

Bu hadîs-i şerifin en güzel tatbik edildiği vakitler, seherlerdir. Zira seher ve fecir vakitleri, Hak dostları katında, “İstiğfâr ve dua vakti” olarak bilinir ve o bereketli zamanlara büyük bir îtinâ gösterilir.[2] Bir mü’min seher vakti kalkıp iki, dört, altı, yani ne kadar gücü yeterse namaz kılıp Cenâb-ı Hakk’ın murâdı üzere istiğfâr ederse, affedileceği umulur. Âyet-i kerimelerde şöyle buyrulur:

وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ

“Seher vakitlerinde istiğfâr ederler” (Âl-i İmrân, 17)

كَانُوا قَل۪يلًا مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ . وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

“Onlar, geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfâr ederlerdi.” (Zâriyât, 17-18)



[1] Ebû Dâvûd, Vitr, 26/1521; Tirmizî, Salât, 181/406; Tefsîr, 3/3006; Ahmed, I, 2.

[2] Heysemî, VII, 47; Mubârekfûrî, Tuhfetü’l-ahvezî, II, 473-474; İbn-i Hacer, Telhîsu’l-habîr, IV, 206.