Hz. Ali t şöyle anlatır:
“Rasûlullah r, kılıçlar tarafından kuşatıldığı ve okların her taraftan onu hedef aldığı bir sırada, sadece Talha’nın onun önünde kendisini siper ve kalkan yaptığını gördüm. O esnâda ben bir tarafta müşriklerin birliklerinden birini üzerimizden atmaya gayret ediyordum. Öbür tarafta Ebû Dücâne t, başka bir birlikle meşguldü. Sa‘d bin Ebî Vakkâs t da müşriklerden başka bir birlikle çarpışıyordu.
Müşriklerden bir başka birlik daha gördüm. İçlerinde İkrime bin Ebû Cehil bulunuyordu. Kılıcımı sıyırıp aralarına daldım. Çevremi sardılar. Onların çoğunu kılıçtan geçirdim. Sonra, içlerine ikinci defâ daldım. Ecelim gelmediği için, vardığım gibi sapasağlam geri döndüm. Allah Y, takdir ettiği işi yerine getirir.
Müslümanlar Peygamber r Efendimiz’in etrâfından dağılınca kendisini göremedim. Kendi kendime:
«–Vallahi onu göremiyorum. Efendimiz kesinlikle savaştan kaçmaz, şehîdler arasında da yok! O hâlde Allah Teâlâ, ona karşı uygunsuz davrandığımız için bize gazab ederek Peygamber’ini insanlar arasından kaldırmış! Artık benim için, çarpışa çarpışa ölmekten daha hayırlı bir şey olamaz!» dedim. Kılıcımın kınını kırıp attım ve yalınkılıç müşriklerin üzerine yürüyüp onları dağıttım. Düşmanı dağıtınca, Peygamber r Efendimiz’in onların arasında kaldığını gördüm. Allah Rasûlü r onlarla kahramanca mücâdele ediyordu.
O esnâda Zekvan bin Abdi Kays’ın ardından atlı biri koşuyor ve:
«–Sen kurtulursan ben kurtulmayayım!» diyordu. Hemen ona yetişip atını üzerine sürdü ve:
«–Al bunu benden! Ben İlac’ın oğluyum!» diyerek Zekvan’ı öldürdü. Ben de ona doğru koştum. Bacağına kılıçla vurup uyluğunun yarısını kestim. Sonra onu atından düşürdüm ve üzerine çöküp öldürdüm. O, Ahnes bin Şerik’in oğlu Ebü’l-Hakem idi.”[1]
[1] Vâkıdî, I, 256, 283; İbn-i Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, IV, 98, Heysemî, VI, 112; Ali el-Müttakî, IV, 111-112.