Yezîd bin Şerîk bin Târık şöyle anlatır:
Hz. Ali (r.a)’ı minberde konuşurken gördüm ve:
“–Hayır, iddialar doğru değildir. Vallahi bizim yanımızda Kur’ân-ı Kerîm’den ve şu Sahîfe’den başka okuduğumuz bir yazı yoktur.” buyurduğunu duydum.
Bundan sonra o Sahîfe’yi açtı. Orada develerin yaşları ve yaralamayla alâkalı hükümler vardı. Yine bu Sahîfe’de Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyorlardı:
“Ayr (Âir) dağından Sevr[1] dağına kadar olan yerler Medine’nin haremidir. Her kim orada Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yapar veya bid’at çıkaran birini korursa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ibadetlerini ve tevbesini kabul etmeyecektir. Müslümanlardan birinin verdiği bir söz ve güvence, yaptığı bir antlaşma hepsini bağlar. Her kim bir müslümanın verdiği söz ve himayeyi dikkate almazsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin tevbesini ve ibadetlerini kabul etmeyecektir. Her kim kendi babası olmadığını kesinlikle bildiği birinin soyundan geldiğini ileri sürerse veya kendi efendisi olmayan birini efendi olarak kabul etmeye kalkarsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin tevbesini ve ibadetlerini kabul etmeyecektir.” (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne 1, Cizye 10, 17, Ferâiz 21, İ’tisâm 5; Müslim, Hac 467, 468)
Ebu Dâvud’da şu ziyade vardır:
“Otu yolunmaz, av hayvanı ürkütülmez, yitik malını ancak onu ilan edecek olan alabilir. Hiç kimseye kıtal maksadıyla orada silah taşımak caiz olmaz. Oradan ağaç kesilmez. Kişi devesini otlatabilir.” (Ebû Dâvûd, Menâsik 95-96/2035)
[1] Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) tıpkı Mekke gibi Medine’nin de bir harem bölgesi bulunduğunu söylemiş ve bu bölgenin Zülhuleyfe yakınlarındaki Ayr (veya Âir) dağıyla, Uhud dağının kuzeyindeki küçük Sevr dağı arasındaki bölge olduğunu ifade etmişlerdir.