Ensâr’ı Sevmeyen Mü’min Değildir!

Hz. Ali t, Allah Rasûlü r ile ashâbının İslâm’ı tebliğ uğruna yaptıkları muazzam fedâkârlıklarından bahsederek şöyle der:

“Ensâr’ı sevmeyen mü’min değildir! Onların haklarını bilmeyen mü’min değildir. Allah’a yemin ederim ki onlar, atın yavrusunu itina ile beslediği gibi kılıçlarıyla, dilleriyle ve cömertlikleriyle İslâm’ı yücelttiler. Mekke’de Rasûlullah r, hac mevsimlerinde çıkıp hacca gelen câhilî Arap kabilelerini Allah’ın dinine davet ediyordu. Onlardan hiçbiri Peygamber Efendimiz’e icâbet etmedi ve onun dâvetini benimsemedi. Allah Rasûlü r, yorulmadan ve bıkmadan Mecenne ve Ukâz panayırlarına, Mina’da kabilelerin bulunduğu yerlere gidiyor, onlarla yüzyüze görüşüyordu. Bunu her sene tekrarlıyordu. Hatta bazı kabileler kendisine şöyle diyordu:

«–Bizden ümid keseceğin vakit hâlâ gelmedi mi?»

Bu da Peygamber Efendimiz’in onlara çokça giderek, «Beni muhâfaza ediniz de Allah’ın dinini tebliğ edeyim!» demesinden ve İslâm’ı tekrar tekrar anlatmasından ileri geliyordu. Bu durum Ensâr’dan bir kabilenin Allah’ın hidâyetine mazhar olmasına kadar devam etti.

Rasûlullah r Ensâr’a İslâm’ı arzetti. Onlar kabul ettiler ve bu hususta süratle hareket ettiler. Peygamber Efendimiz’i bağırlarına bastılar, ona yardım ettiler ve sıkıntılarını gidermeye çalıştılar. Allah Teâlâ onlara hayırlı mükâfatlar versin! Biz Ensâr’ın memleketine vardık. Onlarla beraber evlerinde kaldık. Onlar bizi misâfir etmek için bazen kavga bile ederlerdi. Hatta bizim için kurâ çekiyorlardı. Öyle ki daha sonraları biz onların mallarında tasarruf etmek hususunda onlardan daha yetkili kılındık. Yani onların başına halife tayin edildik. Bundan dolayı da hiç rahatsız olmadılar. Sonra canlarını Peygamber’lerinin uğruna fedâ ettiler. Salât ve selâm Rasûlullah r Efendimiz’in ve onların üzerine olsun!”[1]



[1] Ebû Nuaym, Delail, s. 105; Kandehlevi, Hayatü’s-sahabe, Akçağ yayınları, I, 76-77.